Major League Baseball’de Japon kökenli oyuncuların akışı, son yıllarda süper yıldızların öncülük ettiği dalgalardan, daha düzenli ve sürdürülebilir bir akıma doğru evriliyor. Bu değişimin arkasında, Trackman ve PitchF/X gibi teknolojilerden elde edilen süreç temelli metriklerin—çıkış hızı, hızlı top hızı, dönüş ve batma hızı—küçük örneklere bile uygulanabilir olması yer alıyor. Dodgers gibi kulüplerin Japon liginden yıldızları tercih etmesi, aslında takımların oyuncu değerlendirme biçiminde gerçek bir dönüşüm yaşadığının işaretidir.
Japonya, MLB’e son üç onyılda önemli bir oyuncu kaynağı olmuştur; ancak bu yetenek dalgaları genellikle dönemin ikonik isimleri etrafında şekillenmiştir. İlk Japon oyuncu Hideo Nomo 1964’te sahaya çıkarken, gerçek anlamda bir yetenek patlaması bin yıl dönümünden birkaç yıl sonra zirveye ulaşmıştır. O dönemin lideri tartışmasız Ichiro’du; onun yanı sıra Hideki Matsui, Kazuhiro Sasaki ve Kazuo Matsui gibi isimler de katkı sağlamıştır. Yaklaşık bir on yıl sonra Daisuke Matsuzaka, Masahiro Tanaka ve Yu Darvish gibi fırlatıcıların öncülüğünde ikinci bir dalga da görülmüştür; ancak bu dalga da çoğunlukla solmuş durumdadır. Bu bağlamda, Ohtani, Shohei Ohtani ve Yoshinobu Yamamoto’nun neslinin de yalnızca bir modadan ibaret olduğu varsayımı anlaşılabilir bir yaklaşım olarak görülebilir.
Bir Neslin Yerini Alırken Başka Bir Nesil Hazırlanıyor
Gerçeklik farklı bir tablo çiziyor. Bir grup oyuncu maksimum potansiyeline ulaşırken, başka bir grup Japon yıldızı onu yerini alacak şekilde hazırlanıyor. Son yıllarda MLB takımları, Dodgers’ın örneğini takip etmekle kalmayıp Japon yeteneğini daha sistematik biçimde aramaya başladı. Dodgers’ın Nippon Profesyonel Baseball Ligi’nden yıldızları kadrolarına alması kolayca gösterilebilir bir başarı olsa da, bu durum yalnızca bir taklit örneği değil. Takımlar arasında oyuncu değerlendirme biçiminde bir dönüşüm yaşanıyor ve bu da Japon oyuncuların MLB’ye giriş biçiminde kendini gösteriyor.

Süreç Temelli Metriklerin Gücü
Bu değişimin en önemli itici gücü, çıkış hızı, hızlı top hızı, dönüş ve batma hızı gibi süreç temelli metriklerin yükselişi. Etkinlik veya OPS gibi istatistikler, oyuncunun kendi yeteneğinin yanı sıra stadyumu, rakipleri ve hatta hava koşullarını da yansıtan bir ürümdür. PitchF/X ve Statcast teknolojilerinden geliştirilen bu metrik seti ise farklı bir yaklaşıma dayanıyor.

Fırlatıcının düz top hızı, stadyum kalibrasyonundaki küçük farklılıklardan etkilense de, esas olarak kendi koluyla üretilen bir veridir. Bu veri NPB’den MLB’ye, ortalaması temiz top sayısına yansımayan biçimde aktarılabilir. Aynı biçimde, maksimum çıkış hızı veya batma hızı da benzer şekilde tutarlıdır. Bu kadar tutarlı veriler, Dünya Baseball Klasik’i gibi küçük örneklere bile uygulanabilir; böylece bir oyuncunun son MLB okumalarıyla uyumlu sonuçlar elde etmek mümkündür.
Yazar, bu metriklerin tutarlılığı sayesinde, Dünya Baseball Klasik’i’ndeki birkaç tur veya fırlatma bile, bir bater veya fırlatıcı hakkında iyi bir fikir vermek için yeterli olduğunu vurguluyor. Tam sezonluk veriye kıyasla daha az analiz ve modelleme gerektirdiğini de belirtiyor.
Baseball Prospectus Analisti
Etkinlik veya OPS gibi istatistiklerle Dünya Baseball Klasik’i’ndeki verileri tam olarak tahmin etmek mümkün değildir; çünkü her iki veri seti arasında çok düşük bir korelasyon söz konusu. Buna karşın, maksimum çıkış hızı ve fırlatma özellikleri, birçok sonuç temelli rakamdan neredeyse iki kat daha güçlü tahmin edicilerdir. Bu durum, Japon fırlatıcılarının MLB’ye neden daha tutarlı biçimde geçiş yaptığını açıklayabilir: hızlı top hızı daha uzun süredir mevcut ve daha iyi anlaşılmaktadır. Trackman tesisleri, MLB’de çıkış hızını 2015’ten itibaren toplamaya başladı; teknoloji zamanla diğer bölgelere yayıldı ve birkaç yıl sonra Japon baterların MLB’deki yavaş yükselişi gözlemlenmeye başlandı.
Üniversite Yolu ve Minör Liglerdeki Artış
Grafiklerde görüldüğü gibi, süreç temelli metrikler arasında MLB ve Dünya Baseball Klasik’i arasındaki korelasyon oldukça güçlüdür. Baterlar için çıkış hızı ve sert vuruş oranı, fırlatıcılar için ise dört dikişli düz top hızı, dikey dönüş ve kırılma bu korelasyonu oluşturuyor.

Bu akışın daha kalıcı görünmesinde etkili olan başka bir faktör, genç yeteneklerin gelişiminde bir değişimdir. Traspaso sistemi genellikle yalnızca NPB’de oturmuş oyuncuların MLB’ye ulaşmasını sağlar; ancak üniversite yoluyla gelişen genç yetenekler de söz konusudur. Nishida gibi oyuncular, NPB’de oturmadan önce Amerika’ya üniversitede oynamak için gelir. Üniversite, Dünya Baseball Klasik’i gibi, takımlara etki, hız ve batma hızı gibi metrikleri ölçme imkanı sunar. Bir OPS’in uzun vadeli yörünge için ne kadar anlamlı olabileceği tartışmalıdır; ancak muazzam bir çıkış hızı gerçekten güçlü bir göstergedir.
Her nedense, şu anda minör liglerde Japon kökenli oyuncuların sayısı, daha önceki dönemlerdeki her rekoru kırmaktadır. Hatta minör liglerdeki Japon oyuncu sayısı, Büyük Ligler’daki sayısından bile fazladır. Ancak üniversite yoluyla gelen Japon oyuncuların henüz Büyük Ligler’da anlamlı bir etki yaratmamış olması, zamanla değişebilir. Nishida hızlı biçimde Triple-A’ya yükseldi ve orada iyi bir vuruş sergiledi; fakat MLB’deki kısa süreliğine çok iyi bir performans gösteremedi. Şu ana kadar pek azı bu fırsatı değerlendirebildi.
Bu genç neslin minör liglerde olgunlaşarak Büyük Liglar’ın meşru yeteneğine dönüşüp dönüşmeyeceği zaman gösterecektir. Yeteneklerin başarısızlık oranı doğum yerinden bağımsız olarak çok yüksektir ve birkaç Japon yeteneği minör liglerde birkaç sezon oynadıktan sonra uzun vadede NPB’ye dönmüştür. Yine de Japon yeteneği akışının süper yıldızlara dayalı dalgalardan, daha sabit ve dengeli bir akıma geçtiğine dair nedenler bulunmaktadır.
Bu gelişme hakkında düşüncelerinizi, donanım deneyimlerinizi veya sorularınızı Topluluk Forumumuzda paylaşın.
Foruma Katıl & Yanıtla ➔
