İçeriğe geç
Ana Sayfa / Spor Sözlüğü / Saint
Genel Spor Taktik & Kural

Saint Nedir?

BirSpor Sözlük Kodu
catholic-saint

📖 Detaylı Açıklama & Taktiksel Önemi

Hristiyan ikonografyasında, Azizler genellikle bir haleyle tasvir edilir. Ancak, Hristiyan sanatında azizlerin betimlenmesinde farklı unsurlar da sıklıkla kullanılır. Bu unsurlar arasında çelenkler, palmiye dalları, beyaz zambaklar ve diğer sembolik öğeler yer alabilir. Bu detaylar, azizin kutsallığını ve önemini vurgulamak amacıyla kullanılmıştır.
Hristiyan ikonografyasında, Azizler genellikle bir haleyle tasvir edilir. Ancak, Hristiyan sanatında azizlerin betimlenmesinde farklı unsurlar da sıklıkla kullanılır. Bu unsurlar arasında çelenkler, palmiye dalları, beyaz zambaklar ve diğer sembolik öğeler yer alabilir. Bu detaylar, azizin kutsallığını ve önemini vurgulamak amacıyla kullanılmıştır.

Hristiyan inancına göre, bir “aziz”, aynı zamanda “kutsal kişi” olarak da bilinir ve Tanrı’ya olan olağanüstü yakınlığı, kutsallığı veya benzerliği ile tanınan kişidir. Ancak, “aziz” teriminin kullanımı bağlama ve mezhebe göre değişiklik gösterir. Katolik Kilisesi’nde “kanonizasyon” süreci veya Doğu Ortodoks Kilisesi’nde “yükseltme” yoluyla bazı mezheplere ait azizlere resmi kilise tarafından kutsallık ve saygı atanır. Azizler, Evangelik Lutheranizm ve Anglikanizm gibi mezheplerin dini takvimlerinde onurlandırılır. Plymouth Kardeşliği gibi diğer mezheplerde ise, “aziz” terimi genellikle özel bir tanıma veya seçilme olmaksızın, kutsal olan herhangi bir Hristiyan’ı ifade eder.

Din tarihçileri, “aziz” kavramını daha geniş bir anlamda kullanarak, birçok dinin belirli kişilere atfettiği özel kutsallık durumunu tanımlar. Bu bağlamda, Hinduizm’deki “rishi”, Sikhizm’deki “bhagat” veya “guru”, Şintoizm’deki “kami”, Taoizm’deki “ölümsüz” veya “zhenren”, Yahudilik’teki “tzadik”, İslamiyet’teki “vâli/fakir” ve Budizm’deki “arhat” veya “bodhisattva” gibi figürler de aziz olarak kabul edilebilir. Dinden dine değişmekle birlikte, bazı dinlerde (Katoliklik, Oriental Ortodoks Kilisesi ve Doğu Ortodoks Kilisesi gibi) azizlik resmi bir beyanla belirlenirken, bazılarında ise halkın takdiriyle (bkz. “halk azizi”) kabul edilir.

Etymology kelimesi, köken bilimi anlamına gelir ve genellikle bir kelimenin tarihsel gelişimini, farklı dillerdeki karşılıklarını ve anlam değişimlerini inceleyen bilim dalını ifade eder. Bu disiplin, dilin evrimini anlamak için önemli bir araçtır ve kelimelerin kökenlerine dair derinlemesine bilgiler sunar.

“Saint” kelimesi, Latince “sanctus” kelimesinden türetilmiştir ve bu kelime “kutsal” veya “ithaf edilmiş” anlamına gelir. Kelime, Eski Fransızca “seint” ve Orta İngilizce “saint” üzerinden İngilizce’ye geçmiştir ve anlamını, yani “kutsal kişi” olarak korumuştur; tarihsel olarak da kutsal kabul edilen kişiler için kullanılmıştır.

“Hallow” kelimesi ise “saint” ile eşanlamlıdır; “hallow” kelimesi, aynı kökten gelen Eski İngilizce “hālig” kelimesinden türetilmiştir ve kutsal kişileri ifade eder. Bu kelime, bazı isimlerde ve azizleri kutlayan geleneklerde korunmuştur; örneğin, Allhallowtide, yani Azizler Bayramı dönemi, Halloween (Cadılar Bayramı) ve All Hallows’ Day (Azizler Günü) gibi günleri içerir.

Genel özellikler.

Yunanca’da “sanctus” kelimesinin karşılığı olan ἅγιος (hagios) kelimesi, Yunanca İncil’de 235 kez geçmektedir. King James Versiyonu’nda bu kelime, 191 kez “holy” (kutsal) veya “Holy” (Kutsal) olarak ve 61 kez ise “saints” (azizler) olarak çevrilmiştir.

“Sanctus” kelimesi, başlangıçta antik Roma dininde teknik bir terim olarak kullanılıyordu; ancak Hristiyanlık’taki yaygın kullanımı nedeniyle, modern çağda bu kelime artık diğer dinlerdeki benzer anlamlara sahip kişileri tanımlamak için de kullanılmaktadır: “kutsallıkları veya dindarlıkları nedeniyle saygıya layık kişiler”.

Birçok din, benzer kavramları (ancak farklı terminolojiyi) kullanarak, belirli bir onura layık kişileri yüceltmektedir. Berkeley, Kaliforniya’daki Graduate Theological Union’dan yazar John A. Coleman, farklı kültürlerdeki ve dinlerdeki azizlerin şu ortak özelliklere sahip olduğunu belirtmiştir:

  • Örnek Model: Spor ansiklopedilerinde “örnek model” terimi genellikle belirli bir spor dalında, özellikle de takım sporlarında, diğer takımların veya bireysel sporcuların performansını anlamak ve karşılaştırmak için kullanılan bir referans noktası olarak kabul edilir. Bu model, genellikle geçmişteki başarılı takımlar, oyuncular veya belirli dönemlerdeki üstün performans sergileyen ekiplerdir. Örneğin, futbolda, 2004 yılında Portekiz’in Avrupa Futbol Şampiyonası’nı kazanması, o dönemin takım oyununa ve disiplinine bir “örnek model” teşkil edebilir. Benzer şekilde, basketbolda Michael Jordan’ın Chicago Bulls ile elde ettiği şampiyonluklar (1991, 1992, 1993, 1996, 1997, 1998), bireysel yetenek ve takım başarısının mükemmel bir örneği olarak kabul edilir. Bu “örnek modeller”, sporculara ve takımlara ilham kaynağı olabilir ve aynı zamanda performans analizlerinde karşılaştırma yapmak için kullanılır.
  • Olağanüstü bir öğretmen.
  • “Wonderworker” terimi, genellikle olağanüstü yeteneklere sahip sporcuları tanımlamak için kullanılır ve bu bağlamda, bir sporcunun sahada sergilediği büyüleyici performansları ifade eder. Aynı zamanda, “benevolent power” ifadesi, bir takımın veya organizasyonun olumlu etkilerini, adil oyun anlayışını ve sporculuğa olan bağlılığını vurgular. Bu iki kavram, spor dünyasında hem bireysel yeteneğin hem de etik değerlerin önemini bir arada temsil eder.
  • “Intercessor” terimi, spor ansiklopedilerinde genellikle bir takımın veya organizasyonun çıkarlarını temsil eden, arabuluculuk yapan veya savunma yapan kişileri tanımlamak için kullanılır. Bu kişiler, oyuncular, antrenörler, yöneticiler veya taraftar grupları adına konuşabilir ve çeşitli konularda (sözleşme müzakereleri, disiplin cezaları, saha içi anlaşmazlıklar vb.) arabuluculuk yapabilirler. “Intercessor” rolü, spor dünyasında karmaşık ilişkileri yönetmek ve adil bir ortam sağlamak için önemlidir.
  • Hayatına sıklıkla maddi bağımlılıkları veya lüksleri reddederek yaklaşan bir figür.
  • Kutsal olanla özel ve açıklayıcı bir ilişki kurma yeteneği.

Antropoloji alanında uzman Lawrence Babb, Hindistanlı guru Sathya Sai Baba hakkında yazdığı bir makalede, “Bir aziz kimdir?” sorusunu yöneltmekte ve bu soruya yanıt olarak, bazı dinlerin sembolik yapılarında, belirli olağanüstü ruhani kişilerin “mucizevi güçleri”nin bir imgesi bulunduğunu belirtmektedir. Bu figürlere sıklıkla belirli bir ahlaki değer atfedilmektedir. Babb’e göre, bu azizler “ruhsal enerjinin odak noktalarıdır”. Onlar, takipçiler üzerinde güçlü bir çekim etkisi yaratmanın yanı sıra, başkalarının iç dünyalarını dönüştürücü etkilerle şekillendirirler.

Tarihçe

Bu bölüm, kulübün kuruluşundan günümüze uzanan zengin ve köklü tarihini detaylı bir şekilde anlatmaktadır. Kuruluş aşamasındaki önemli kilometre taşları, kulüp içindeki yönetim değişiklikleri, unutulmaz oyuncular ve teknik direktörler, elde edilen şampiyonluklar, kupa zaferleri ve diğer başarılarla dolu bu yolculuk, kulübün kimliğini şekillendiren temel unsurlardır. Bu bölümde, sadece futbol alanındaki başarıların değil, aynı zamanda kulüp içindeki sosyal projeler, taraftar ilişkileri ve toplumsal sorumluluk anlayışı gibi konular da ele alınarak, kulübün çok yönlü yapısı ortaya konulmaktadır. Tarih boyunca yaşanan zorluklar ve üstesinden gelinmesi gereken engeller, kulübün dayanıklılığını ve başarılara ulaşma azmini göstermektedir. Bu kapsamlı tarihçe, kulüp mensuplarına geçmişten günümüze uzanan bir bağ kurarken, aynı zamanda gelecek nesillere de ilham kaynağı olmayı hedeflemektedir.

Eski Ahit.

İbranice İncil’de, İngilizce’deki “azizler” terimi genellikle kutsallık kavramlarını ifade eder; özellikle de “qādôš” sıfatı (ki bu “ayrılmış, kutsanmış, mukaddes” anlamına gelir). Çoğul halinde ise “kutsal olanlar” veya “azizler” olarak karşımıza çıkar ve burada vurgu, kutsallığın kendisiyle birlikte ahlaki ve dini saflık idealidir. Eski Ahit, belirli bir “azizler” kategorisinden bahsetmese de, daha sonraki anlatılarda peygamberlik ve şehitlik gelenekleriyle ilişkili fikirler bulunmaktadır.

Apollos Çağı (Apollos Dönemi)

Apollos Çağı, genellikle Antik Yunanistan’daki spor tarihindeki önemli bir dönemi ifade eder. Bu dönemde, Apollos tapınaklarına adanmış oyunlar ve festivaller büyük önem taşırdı. Özellikle atletizm yarışmaları, gladyatör dövüşleri ve çeşitli gösteriler bu etkinliklerin merkezinde yer alırdı. Bu dönemdeki spor faaliyetleri, sadece fiziksel yetenekleri değil, aynı zamanda dini inançları ve kültürel değerleri de yansıtan bir yapıya sahipti. Apollos Çağı’nın spor anlayışı, sonraki dönemlerdeki Olimpiyat Oyunları gibi önemli spor etkinliklerinin gelişimine zemin hazırlamıştır.

Hristiyanlık’ın ilk dönemlerinde, Yeni Ahit yazarları “azizler” terimini çoğunlukla çoğul olarak kullanmışlardır; bu kullanım, belirli bir bölgedeki Hristiyanları kapsayan genel bir ifadeyi temsil etmektedir. Tekil kullanımı ise Philippians 4:21’deki gibi dağıtıcı bir anlam taşımaktadır (“her aziz”). Bu durum, kilisenin Tanrı için özel olarak ayrılmış bir topluluk olduğunu vurgular; burada bahsedilen, ayrıcalıklı bir alt grup değildir.

Pavlus, “azizler” teriminin kullanımının kolektif anlamını 1 Korintliler 6:2’de açıkça belirtir; burada “siz” ifadesiyle eşleştirilir. Böylece, “oi hagioi” ifadesi tüm Hristiyanlar tarafından kullanılan bir kendi tanımlama olarak hizmet eder. Ayrıca Pavlus, mektuplarının başında ve sonunda topluluklara “azizler” olarak hitap eder ve genellikle “tüm azizler”den bahsederek farklı bölgelerdeki Hristiyanların ortak birlik duygusunu vurgular (Romalılar 1:7; 1 Korintliler 1:2; 2 Korintliler 1:1; Filipeliler 1:1; Koloseliler 1:2).

Pratik konularda, Pavlus “azizler” için hizmet ve yardım çağrısında bulunur; bu, Kudüs’teki yoksulları da içerir. Bazen kısaltılmış ifadeler kullanır ki bu da ortak bir kimlik anlayışına dayanmaktadır (örneğin, 1 Korintliler 16:1; 2 Korintliler 8:4; 9:1, 12 ≈ Romalılar 15:26). Ayrıca bazı araştırmacılar, bu tür ifadelerde ahitsel, eskatolojik ve tapınak/rahiplikle ilgili çağrışımların bulunduğunu belirtirler (örneğin, dünyanın yargılanması/meleklerin yargılanması; Mesih’in sunağına katılım). Diğer Yeni Ahit yazarları farklı yaklaşımlar benimsemiştir: İbraniler ve Yudas kitaplarında “azizler” terimi yaygın olarak kullanılırken, Vahiy kitabında dua ve dayanıklılık vurgusuyla birlikte kullanılır ve “imanlılar/Hristiyanlar” grubuyla aynı anlamı taşır. 1 Petrus ise Pavlus’un kullandığı şekilde “azizler” terimini kullanmaz (ancak kutsallık konusuna geniş yer verir).

Standart referans eserleri, “hagioi” teriminin tüm imanlıları (özel bir sınıfı değil) ifade ettiğini, çoğul ve kolektif kullanımın baskın olduğunu ve temelinde yatan fikrin Tanrı’ya aitlik/kutsallık olduğunu belirtmektedir. Daha sonraki Hristiyan gelenekleri (örneğin, Doğu Ortodoks Kilisesi, Katolik Kilisesi, Protestanlık) örnek teşkil eden figürlerin tanınması konusunda farklı uygulamalar geliştirmişlerdir; ancak bu durum, Yeni Ahit’in kolektif kullanımından ayrıdır.

Bu başlık altında, farklı kategorilere göre sınıflandırmalar yapılabilir. Bu sınıflandırma, örneğin spor dallarına, takımlara veya oyunculara göre olabilir ve her bir kategori kendi içinde daha detaylı bilgilere sahip olabilir.

Katolik Kilisesi, Hristiyanlığın en büyük mezhebi olup, dünya genelinde milyarlarca takipçiye sahiptir. Tarihi, İsa’nın ölümünden sonraki dönemlere kadar uzanmaktadır ve Batı medeniyetinin gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. Merkezi Vatikan’da bulunmaktadır ve Papa tarafından yönetilmektedir. Kilise, çeşitli dini öğretilere, ritüellere ve geleneklere sahiptir. Ayrıca, sosyal hizmetler, eğitim ve kültür alanlarında da faaliyet göstermektedir.

İtalyan ressam Cimabue'nin (1240-1302) eserlerinden biri olan, Aziz Franciscus'u tasvir eden bir portre.
İtalyan ressam Cimabue’nin (1240-1302) eserlerinden biri olan, Aziz Franciscus’u tasvir eden bir portre.

Katolik Kilisesi’ne göre, bir aziz, yeryüzünde tanınmış olsun ya da olmasın, “büyük şahitler bulutu”nun (İbraniler 12:1) bir parçası olan herkes olabilir. Bu kişiler arasında “kendi annelerimiz, büyükannelerimiz veya diğer sevdiklerimiz” de yer alabilir (bkz. 2. Timoteos 1:5). Belki her zaman kusursuz hayatlar sürmemişlerdir, ancak “kusurları ve eksiklikleri arasında da ilerlemişler ve Rab’be hoşnut olmuşlardır.” Aziz unvanı, Kilise tarafından resmi olarak “Gök Krallığı’nın Anahtarları”nı taşıyan kişi olarak ilan edilen ve bu nedenle Tanrı’nın lütfuyla cennette olduğuna inanılan kişilere verilir. Resmi olarak aziz yapılmamış olmasına rağmen, kutsallıkları nedeniyle “aziz” olarak kabul edilen birçok kişi bulunmaktadır. Bazen “aziz” kelimesi yaşayan Hristiyanları da ifade edebilir. İkinci Vatikan Konsili, bazı azizlerin tüm Kilise tarafından anıldığını belirtmiştir çünkü bunlar “gerçekten evrensel öneme sahiptirler”, ancak diğerlerinin “belirli bir Kilise, ulus veya dini topluluk” için önemli olduğunu ve hayatlarının bu özel bağlamlarda kutlanması gerektiğini vurgulamıştır.

Katolik Kilisesi’nin Catechism’ine göre, “patriarlar, peygamberler ve bazı Eski Ahit figürleri her zaman Kilise’nin tüm dini geleneklerinde aziz olarak onurlandırılmıştır.”

Leonard Foley’in “Saint of the Day” adlı eserinde, editör Leonard Foley, “[azizlerin] Tanrı’nın sevgisine olan teslimiyetlerinin, İsa’nın tam teslimiyetine bu kadar yakın olması nedeniyle, Kilise tarafından kahramanlar ve ilham kaynağı olarak kabul edildiğini” belirtmektedir. Azizler, “Kilisenin kutsal olduğunu, her zaman kutsal kalması gerektiğini ve Tanrı’nın kutsallığını, İsa’nın yaşamını örnek alarak göstermesi gerektiği”ni hatırlatırlar.

Katolik Kilisesi, azizleri yaratmadığını veya oluşturmadığını, aksine onları tanıdığını öğretir. Varlıkları, “kahramanca erdemlerin” kanıtı olarak hizmet eder ve yukarıda açıklanan genel ilkeleri detaylı bir şekilde örneklendirir. Bu kanıtlar, onların kutsallığının veya Tanrı’ya olan benzerliklerinin göstergesi olarak kabul edilir.

3 Ocak 993 tarihinde, Papa John XV, Roma dışındaki bir kişiyi aziz ilan eden ilk papa oldu: Alman hükümdarının talebi üzerine Augsburg Piskoposu Ulrich’i azizleştirdi. O zamana kadar, azizlerin “kultları”, yani saygı gösterileri yerel ve spontane olup, yerel piskoposlar tarafından onaylanmaktaydı. Daha sonra Papa John XVIII, beş Polonyalı şehidin saygısına izin verdi. Daha sonra Papa Benedict VIII, Mantua’lı Ermeni münzevi Simeon’u aziz ilan etti, ancak bu yetki sadece Papa Innocent III’ün pontifikası sırasında papalığa devredildi ve yerel piskoposların, azizleri ilan etme konusunda papalığın onayını alması gerektiği belirtildi. Walter of Pontoise, Batı Avrupa’da papa dışındaki bir otorite tarafından azizleştirilen son kişiydi: Rouen Başpiskoposu Hugh de Boves, onu 1153 yılında azizleştirdi. Bundan sonra, Papa Alexander III’ün 1170 tarihli kararı, Latin Kilisesi için azizleri ilan etme yetkisini sadece papa tarafından kullanılabilir hale getirdi.

Alban Butler, 1756 yılında “Azizlerin Yaşamları” adlı eseri yayınlamış ve bu kitapta toplamda 1.486 azizi konu edinmiştir. Herbert Thurston ve Donald Attwater tarafından düzenlenmiş en son revize edilmiş haliyle, bu kitap 2.565 azizin hayatını içermektedir. Kutsal Makam’ın Azizlerin İşleri Kongregasyonu’ndan Robert Sarno, kesin bir sayıda aziz olduğu konusunda net bir sayı vermek olmadığını belirtmiştir.

Azizlik kültü, Latince “cultus” terimiyle ifade edilir ve belirli bir azize veya aziz grubuna duyulan özel bir bağlılığı veya sığınıp yardım istemeyi tanımlar. Bazı durumlarda “tapınma” kelimesi kullanılmasına rağmen, bu sadece İngilizce’deki eski anlamıyla, yani bir kişiye saygı göstermek (dulia) anlamına gelir. Kilise öğretisine göre, gerçek tapınma yalnızca Tanrı için ayrılmıştır (latria) ve asla azizler için değildir. İnsanlar, dünyadaki diğer insanlardan yardım istemek gibi, azizlerden de Tanrı’dan kendileri adına dua etmelerini isteyebilirler.

Bir aziz, belirli bir konu, meslek, kilise veya bölge için koru olarak belirlenebilir ve bazen geleneksel uygulamalarla, bazen de kilisenin resmi açıklamalarıyla, belirli hastalıklara veya felaketlere karşı bir koruma olarak kabul edilir. Azizlerin kendi güçleri olduğuna inanılmaz; sahip oldukları gücün Tanrı tarafından verildiğine inanılır. Azizlerin kutsal emanetleri, dini resim ve ikonlara benzer şekilde saygı duyulur ve onurlandırılır. Geçmiş yüzyıllarda, azizlerin emanetlerine saygı gösterilerek, onların aracılığıyla Tanrı’dan şifa istenmesi uygulaması, erken dönem Hristiyanlık’tan gelmektedir. Örneğin, 2000 yılında bir Amerikalı diakon, John Henry Newman’ın (o zaman “iyimser” olarak kabul edilen) Tanrı’ya aracılık ederek kendisini fiziksel bir hastalıktan iyileştirdiğini iddia etmiştir. Diakon Jack Sullivan, Newman’a dua ettikten sonra birkaç saat içinde bel fıtığı sorunundan kurtulduğunu belirtmiştir. 2009 yılında bir teologlar heyeti, Sullivan’ın iyileşmesinin Newman’a yaptığı duanın bir sonucu olduğuna karar vermiştir. Kilise öğretisine göre, bir olayın mucize olarak kabul edilmesi için “tıbbi bir iyileşmenin anında olması, tedaviye bağlı olmaması ve tamamen kaybolması” gerekmektedir.

Bazı azizler, geleneksel olarak belirli ikonografik sembollerle temsil edilir; örneğin, diakon ve şehit olan Aziz Lawrence, yakılarak öldürüldüğüne inanıldığı için bir ızgara üzerinde tasvir edilir. Bu sembol, örneğin, St. Lawrence Kanalı’ndan sorumlu kurumun Kanada armalarında da bulunmaktadır.

Kanonizasyon Süreci Aşamaları

Kanonizasyon süreci, bir kişinin Katolik Kilisesi tarafından aziz olarak resmedilmesi yolunda izlenen karmaşık ve uzun bir dizi adımdır. Bu süreç, adayın dindar yaşamı, kahramanca fedakarlıkları ve özellikle dua yoluyla gerçekleşen mucizelerle ilgili derinlemesine bir incelemeyi gerektirir. İlk aşama genellikle yerel kilisenin başlatıcı rolünü üstlendiği “toplu hizmet” dönemidir. Bu dönemde, adayın hayatı ve erdemleri hakkında detaylı araştırmalar yapılır ve tanıklıklar toplanır.

Ardından, “diyosez” seviyesinde bir soruşturma başlar. Burada, adayın dindarlığı, fedakarlıkları ve olağanüstü yaşamıyla ilgili daha kapsamlı bir değerlendirme yapılır. Bu aşamada, adayın hayatını bilen kişilerin ifadeleri alınır ve yazılı belgeler incelenir.

Eğer bu ilk incelemelerin sonuçları olumlu ise, dosya “Vatikan”a gönderilir. Burada, “azizler nedenleri kongresi” tarafından daha detaylı bir değerlendirme yapılır. Bu kongre, adayın hayatı, erdemleri ve mucizeleri hakkında uzman görüşlerini alır.

Eğer bu incelemenin sonuçları da olumlu ise, Papa, adayı “öğretici”, “doktor” veya “aziz” olarak ilan edebilir. Her bir unvan farklı kriterlere dayanır. Örneğin, “öğretici” unvanı, adayın teolojik katkılarını vurgular. “Doktor” unvanı ise, adayın ilahi bilgelik ve öğretisiyle tanınmasını ifade eder. “Aziz” unvanı ise, genel olarak adayın kutsal yaşamını ve Tanrı’ya olan bağlılığını gösterir.

Kanonizasyon süreci, genellikle uzun yıllar hatta yüzyıllar alabilir. Bu süreçte, adayın hayatının ve öğretilerinin detaylı bir şekilde araştırılması ve değerlendirilmesi önemlidir.

Kutsama süreci, genellikle uzun yıllar hatta yüzyıllar sürebilen karmaşık bir işlemdir. Varlığa kavuşturma sürecinde dört temel aşama bulunmaktadır. Bu sürecin ilk aşamasında, uzmanlar tarafından adayın hayatı detaylı bir şekilde incelenir. Daha sonra, bu incelemenin resmi raporu ilgili piskoposluğa sunulur ve daha kapsamlı çalışmalar yürütülür. Elde edilen bilgiler, ardından Kutsal Makam’ın Azizlerin İşleri Kongregasyonu’na iletilerek kilisenin genel yapısı içerisinde değerlendirmeye alınır. Başvurunun onaylanması durumunda, adaya “Saygıdeğer” unvanı verilir (2. aşama). Ek araştırmalar sonucunda, adayın “İyi Niyetli” olarak kabul edilmesiyle birlikte, bu kişi “İyi Niyetliler” sınıfına yükseltilir ve bölgesel düzeyde dini törenlerde saygı görür. Kutsamaya ulaşmak için ise, en azından adayın aracılığıyla gerçekleştiğine inanılan iki önemli mucizeye dair kanıtların sunulması gerekmektedir. Son olarak, tüm bu prosedürlerin tamamlanmasının ardından, Papa tarafından kutsama işlemi gerçekleştirilir ve kişi evrensel kilise tarafından saygı görür.

Kutsama işlemine tabi tutulan bir kişinin ölümüyle birlikte, bedeni bir emanet olarak kabul edilir. Azizlerin kalıntıları “aziz emaneti” olarak adlandırılır ve genellikle kiliselerde kullanılır. Ayrıca, azizlere ait kişisel eşyalar da emanet olarak kullanılabilir.

Doğu Ortodoks Kilisesi

Doğu Ortodoks Kilisesi, Hristiyanlığın en eski mezheplerinden biridir ve tarih boyunca önemli bir kültürel ve dini etkiye sahip olmuştur. Kilise, İsa’nın ölümünden sonraki ilk yüzyıllarda ortaya çıkmış olup, Roma İmparatorluğu’nun doğusundaki bölgelerde yayılmıştır. Doğu Ortodoks inancının temel unsurları arasında Üçlü Bir Tanrı (Baba, Oğul ve Kutsal Ruh) kavramı, İncil’in kutsallığı ve kilise geleneklerinin önemi yer alır.

Doğu Ortodoks Kilisesi, Batı Hristiyanlığı ile 1054 yılında yaşanan Büyük Şema ayırımıyla ikiye bölünmüştür. Bu ayrılık, teolojik farklılıkların yanı sıra kültürel ve politik nedenlere dayanmaktadır. Doğu Ortodoks Kilisesi’nin lideri genellikle bir Patrik olup, her bölgenin kendi patriği bulunmaktadır.

Doğu Ortodoks Kilisesi, günümüzde hala milyonlarca takipçiye sahiptir ve özellikle Rusya, Yunanistan, Ukrayna, Sırbistan ve diğer Balkan ülkelerinde yaygındır. Kilise, geleneksel ibadet ritüellerine büyük önem verir ve dini bayramlar genellikle coşkuyla kutlanır.

Saint, 12. yüzyıla tarihlenen bir fresko örneği, Staraya Ladoga'da bulunmaktadır. Bu fresko, bölgenin tarihi ve sanatsal mirasının önemli bir parçasıdır.
Saint, 12. yüzyıla tarihlenen bir fresko örneği, Staraya Ladoga’da bulunmaktadır. Bu fresko, bölgenin tarihi ve sanatsal mirasının önemli bir parçasıdır.

Doğu Ortodoks Kilisesi’nde bir “aziz”, Tanrı dışında cennette bulunan her kişiyi ifade eder; bu kişiler, dünyevi tanınma isterler ister istemez, bu unvana layıktır. Bu tanıma göre, Adem ve Havva, Musa, çeşitli peygamberler ve başmelekler de “aziz” olarak kabul edilir. Aziz olmak, ahlaki bir örnek teşkil etmekten ziyade, Tanrı ile birlikteliği ifade eder; birçok kişi büyük günahlar işlemiş olmasına rağmen, alçakgönüllülük ve tövbe sayesinde azizliğe yükselmiştir. Örneğin, Mısır’lı Maria, Habeşistanlı Musa ve İsa Mesih ile birlikte çarmıha gerilen tövbekâr hırsız Dismas bu gruba dahil edilir. Bu nedenle, Ortodoks inancına göre bir “aziz”in daha kapsamlı tanımı, azizlerin alçakgönüllülükleri ve insanlığa olan sevgileri sayesinde içlerinde tüm Kilise’yi nasıl barındırdıkları ve tüm insanları nasıl sevdiğidir.

Canonizasyon (İngilizce: Canonization) terimi, genellikle spor dünyasında, özellikle de futbol ve basketbol gibi takım oyunlarında, belirli bir oyuncunun veya antrenörün kulüp tarihindeki yerini ve önemini vurgulamak için kullanılan bir kavramdır. Bu süreç, genellikle oyuncunun veya antrenörün kulübe yaptığı katkıların, elde ettiği başarıların ve taraftaki yeri göz önünde bulundurularak gerçekleştirilir. Canonizasyon süreci, kulübün resmi web sitesinde yapılan duyurularla, özel etkinliklerle veya kulüp müzesindeki onur köşelerinde yer verilerek somutlaştırılabilir. Bu süreç, ilgili kişinin kulüp tarihinde kalıcı bir iz bırakmasını ve gelecek nesillere ilham vermesini amaçlar.

Ortodoks inancına göre, Tanrı, duaların kabulü ve diğer mucizeler aracılığıyla azizleri insanlığa bildirir. Azizler genellikle yerel toplulukları tarafından tanınır; sıklıkla da onlarla doğrudan ilişkisi olan kişiler tarafından. Popülerlikleri arttıkça, daha sonra tüm Kilise tarafından Kutsal Ruh aracılığıyla tanınırlar. “Azizliğe yükseltme” terimi, bir Hristiyan’ın adının Kilise’nin resmi azizler listesine (kanon) dahil edilmeye layık bulunması anlamına gelir. Bu resmi tanıma süreci, piskoposlardan oluşan bir sinod tarafından yapılan değerlendirmeleri içerir. Ortodoks Kilisesi, Katoliklikte olduğu gibi mucizelerin ortaya çıkmasını zorunlu görmez; gerekli olan, erdemli bir yaşamın kanıtı ve azizin yerel düzeyde önceden saygı görmesidir.

Başarıya ulaşan bu dini değerlendirme sürecinin ardından, genellikle bir “glorifikasyon” ayini gerçekleştirilir. Bu ayinde, azize Kilise takviminde özel bir gün ayrılır ve tüm Kilise tarafından kutlanır. Ancak bu, kişinin otomatik olarak aziz olduğu anlamına gelmez; kişi zaten azizdir ve Kilise bunu resmen onaylar.

Genellikle sadece rahipler, azizlerin kutsal emanetlerine dokunarak bunları taşır veya işlemeli törenlerde kullanır. Ancak saygılarını göstermek amacıyla, inananlar emaneti öperler. Ortodoks kiliselerindeki sunağın genellikle azizlerin, özellikle de şehitlerin kutsal emanetlerini içerir. Kilise içleri, azizlerin ikonlarıyla süslenmiştir. Bir Ortodoks Hristiyan, bir azizin ikonasını saygı gösterdiğinde, aslında o azizde gördüğü Tanrı’nın suretini saygılı bir şekilde selamlar.

Emmanuel Tzanes'in 1662 tarihli
Emmanuel Tzanes’in 1662 tarihli “Eremitik Aziz Onufrius” adlı eseri, hem dini bir figürü tasvir eden önemli bir sanat eseridir ve aynı zamanda dönemin kültürel ve sanatsal özelliklerini yansıtmaktadır. Eser, Aziz Onufrius’un hayatını ve öğretilerini konu alırken, Tzanes’in kendine özgü tarzı ve döneminin estetik anlayışıyla dikkat çekmektedir. Bu çalışma, hem dini bir anlatıyı sunarken hem de dönemin sanatseverlerine hitap eden görsel bir deneyim sunmayı amaçlamaktadır.

Hristiyanlıkta, özellikle Katolik Kilisesi’nde, ölenlerin ve yaşayanların arasındaki ayrım genellikle belirsizdir. Azizler, cennette canlı olarak kabul edilirler ve bu nedenle onlara atıfta bulunulurken sanki hala hayatta oldukları varsayılır. Bu azizlere ibadet etmekten ziyade, saygı gösterilir. Onların, yaşayanlar adına kurtuluş veya diğer istekler için aracılık edebildiklerine ve insanlığa ya doğrudan Tanrı ile iletişim kurarak ya da kişisel mucizevi müdahalelerle yardım edebildiklerine inanılır.

Doğu Ortodoks Kilisesi’nde, Ὅσιος (erkekler için) veya Ὁσία (kadınlar için) unvanı da kullanılır. Bu unvan, genellikle “aziz” anlamına gelen daha yaygın ifadeye ek olarak, münzevi veya keşişlik hayatı yaşamış kişilere atfedilir.

Doğu Ortodoks Kilisesi (Arapça: الكنيسة القبطية الأرثوذكسية‎, Kıptiçe: ϮⲉⲠⲓⲣⲟϭ Ⲛ Ⲟ Ⲣ Ⲑ Ⲟ Ⲇ Ⲱ Ⲕ Ⲏ Ⲥ ⳾), genellikle Kıpti Ortodoks Kilisesi olarak da bilinir. Bu kilise, Hristiyanlığın en eski mezheplerinden biridir ve kökenleri Mısır’a dayanmaktadır. Doğu Ortodoks Kilisesi, Roma Katolikliği ve diğer Protestan mezheplerinden farklı teolojik ve kültürel özelliklere sahiptir. Kilisenin liturgisi Kıptiçe olarak gerçekleştirilir ve kendine özgü gelenekleri bulunmaktadır. Tarih boyunca çeşitli siyasi ve dini baskılara maruz kalmış olmasına rağmen, Doğu Ortodoks Kilisesi Mısır’da ve dünya genelinde önemli bir Hristiyan topluluğunu temsil etmektedir.

Doğu Ortodoks kiliseleri – Ermeni Apostol Kilisesi, Kıpti Ortodoks Kilisesi (İskenderiye), Tewahido Kilisesi, Malankara Süryani Ortodoks Kilisesi ve Süryani Ortodoks Kilisesi – her bir kilise için özgün bir aziz tayin etme sürecine sahiptir. Örneğin, İskenderiye Kıpti Ortodoks Kilisesi’nin belirlediği kriterlere göre, potansiyel bir azizin ölümünden sonra en az 50 yıl geçmesi gerekmektedir; ancak bu süre zarfında, Kıpti Ortodoks Kilisesi’nin başpiskoposu tarafından o kişinin aziz olarak kabul edilmesi mümkündür.

Evangelik Luterancılık

Evangelik Luterancılık, Hristiyanlığın luterci mezhebinin bir koludur ve İncil’e olan inancı, bireysel yorumlama özgürlüğü ve kişisel ilişkiyi vurgular. Bu geleneksel anlayış, Reformasyon’un temel ilkeleriyle şekillenmiş olup, Martin Luther’in öğretileri üzerine inşa edilmiştir. Evangelik Luteranlar, “sola fides” (iman yoluyla kurtuluş) doktrinine sıkı bir şekilde bağlıdır ve bireylerin doğrudan Tanrı ile ilişki kurabileceğine inanırlar. Bu inanç sistemi, luterci kiliselerinin çeşitli ulusal ve bölgesel varyasyonlarında kendini gösterir. Evangelik Luteranlık, dünya genelinde milyonlarca takipçiye sahip önemli bir Hristiyan mezhebidir ve farklı kültürel bağlamlarda kendine özgü uygulamalara sahiptir.

Saint
“Kutsal Kitabın öğretisi, azizlere başvurmayı veya onlardan yardım istemeyi desteklemez. Zira Kutsal Kitap, İsa Mesih’i tek arabulucu, günahları bağışlayan kurban, başrahibimiz ve aracımız olarak sunar.” – A.C. Madde XXI.
Çek Cumhuriyeti takviminde Kasım ayı, 1867 yılına ait detaylı bilgiler sunmaktadır. Bu bölümde, hem Katolikler hem de Protestanlar için ayrı ayrı hazırlanmış olan azizlerin takvimi bulunmaktadır. Takvim, o ay içerisinde kutlanacak dini günleri ve ilgili azizlerin isimlerini içermektedir.
Çek Cumhuriyeti takviminde Kasım ayı, 1867 yılına ait detaylı bilgiler sunmaktadır. Bu bölümde, hem Katolikler hem de Protestanlar için ayrı ayrı hazırlanmış olan azizlerin takvimi bulunmaktadır. Takvim, o ay içerisinde kutlanacak dini günleri ve ilgili azizlerin isimlerini içermektedir.
İsveç'in Saltsjöbaden şehrindeki Luteran Kilisesi'nin
İsveç’in Saltsjöbaden şehrindeki Luteran Kilisesi’nin “Vahiy” bölümünde bulunan bir duvar resminde, Martin Luther ve Gustavus Adolphus, kutsal kişilerin geleneksel göstergesi olan halo (nur) ile tasvir edilmiştir. Bu resim, hem Reform hareketinin önemli figürü Martin Luther’in hem de İsveç Kralı Gustavus Adolphus’un dini önemini vurgulamaktadır.

Lutheran kilisesinde, tüm Hristiyanlar, ister cennette olsun ister yeryüzünde, kutsal kişiler olarak kabul edilir. Ancak, kilise belirli kutsal kişileri de tanır ve onurlandırır; bu kişiler arasında Katolik Kilisesi tarafından da tanınan bazıları bulunmaktadır. Bu onurlandırma işlemi, Augsburg İtirafları’na göre, yalnızca bir kişinin olağanüstü lütuf aldığı, imanıyla desteklendiği ve iyi işlerinin diğer Hristiyanlar için örnek teşkil ettiği anlamında kullanılır. Evangelik-Lutheranlar, kutsal kişilerin genel olarak Hristiyan kilisesi için dua ettiğine inanırlar. Ancak, Evangelik-Lutheran inancına göre, kutsal kişilere yapılan dualar yasaktır; çünkü onlar kurtuluşun aracılar değildir. Philip Melanchthon, Augsburg İtirafları’nın savunucusuyken, kutsal kişilerin onurlandırılmasını onaylamış ve bu onurlandırmanın üç şekilde gerçekleştiğini belirtmiştir.

Lutheran kiliseleri, belirli günlerde onurlandırdıkları kişiler için özel litürjik takvimlere sahiptir.

Augsburg İtirafları’nın 21. maddesinde, “Kutsal Kişilerin İbadeti” başlığı altında, kutsal kişilere yönelik ibadet eleştirilmiştir. Bu eleştiriye, Katolik tarafından “Confutatio Augustana” adlı bir belgeyle yanıt verilmiş; ancak bu yanıt, Evangelik Lutheranlar tarafından “Augsburg İtirafları’nın Savunması” adlı bir belgeyle yeniden eleştirilmiştir.

Anglikanizm, Kutsal Roma İmparatorluğu’nun ayrılmasıyla ortaya çıkan ve İngiltere Kilisesi’nin temelini oluşturan Hristiyanlık mezhebidir. 16. yüzyılda, özellikle Kral VIII. Henry’nin evlilik sorunları nedeniyle Katolik Kilisesi ile olan ilişkisinin kopmasıyla şekillenmiştir. Bu süreçte, İngiltere Krallığı’nın başı, kilisenin en yüksek otoritesi haline gelmiş ve bu durum, Anglikanizmin temel prensiplerinden biri olan “krallaşma” ilkesini doğurmuştur.

Anglikanizm, hem Katolik Kilisesi ile hem de Protestanlık hareketleriyle çeşitli açılardan etkileşimde bulunmuş, zamanla kendine özgü teolojik ve ibadethane geleneklerini geliştirmiştir. Anglikan kiliseleri, genellikle “İngiliz Millet Topluluğu” ülkelerinde yaygın olarak bulunmaktadır ve bu ülkelerdeki dini, sosyal ve kültürel hayata önemli katkılar sağlamaktadır. Anglikanizm, farklı yorumlara açık bir yapıya sahip olması nedeniyle, çeşitli teolojik görüşlerin bir arada bulunabileceği geniş bir yelpazeyi temsil etmektedir.

Anglikan Komünyonu ve Sürekli Anglikan hareketinde, “aziz” unvanı, halkın gözünde dindar ve kutsal olarak kabul edilen kişilere verilen bir sıfattır. Azizler, taklit edilmesi gereken kutsallığın örnekleri olarak görülür ve inananların ruhsal yolculuklarında onları güçlendiren ve cesaret veren birer “şahit”lerdir. Azizler, Hristiyanlıkta daha yaşlı kardeşlerimiz ve ablalarımız olarak kabul edilir. Resmi Anglikan inanç esasları, cennette bulunan azizlerin varlığını kabul eder.

Yüksek kilise geleneklerine sahip topluluklarda, örneğin Anglo-Katolik çevrelerde, bir “aziz” genellikle yüksek düzeyde kutsallık ve dindarlık sergilemiş kişidir. Bu anlamda, bir “aziz” sadece bir inanan değil, aynı zamanda erdemler aracılığıyla dönüştürülmüş bir kişidir. Katoliklikte ise, bir “aziz”, Tanrı’nın faaliyetinin özel bir göstergesidir. Azizlerin saygı görmesi bazen yanlış anlaşılmaya yol açarak “azizlere tapınma” olarak nitelendirilebilir ve bu durum genellikle alaycı bir şekilde “hagiyolatria” olarak adlandırılır.

Azizlerin dualarına başvurulması konusuna gelince, İngiltere Kilisesi’nin inanç esaslarından biri olan “Cehennem Arındırıcı” başlığı altında bulunan bölüm, “…azizlerin dualarına başvurulması” doktrinini “hiçbir kutsal kitabın dayanağı olmayan, boş bir uydurma” olarak eleştirir ve bu durumun “Tanrı’nın sözüne aykırı” olduğunu savunur. Anglo-Katolik geleneklerine sahip Anglikan topluluklarında, azizlerin dualarına başvurulması konusunda genellikle iki farklı doktrin arasında ayrım yapılır: “Roma” doktrini ve “Baba Çağı” (Patristic) doktrini. İnanç esaslarının 22. maddesine uygun olarak, ikinci doktrine izin verilir. Hatta teolog E.J. Bicknell, Anglikan görüşünün, “duanın iki farklı anlamı olabileceğini” belirtmiştir: ya bir azizin dualarını istemek (“ora pro nobis”) ya da belirli bir konuda yardım istemek. Orta Çağ’da, azizlerin kendilerinin de nimetlerin kaynağı olduğuna inanılırdı. Bu görüş kınanırken, ilkine genellikle destek verilirdi.

Bazı Anglikanlar ve Anglikan kiliseleri, özellikle Anglo-Katolikler, kişisel olarak azizlerden dua isterler. Ancak bu uygulama, resmi Anglikan ayinlerinde nadiren görülür. Bunun ilginç örnekleri, 1938 tarihli Kore Ayini, Guyana Bölgesi’nin 1959 tarihli ayini ve Melanezya İngilizce Dua Kitabı’nda bulunmaktadır.

Anglikanlar, kurtuluş ve ruhsal gelişim açısından, inanan ile Tanrı Baba arasındaki tek etkili aracının, Tanrı Oğlu olan İsa Mesih olduğuna inanırlar. Tarihsel Anglikan geleneği, azizlerin aracılığına başvurmayı ve azizlere doğrudan dua etmeyi farklı kavramlar olarak ele almıştır. İlkine genellikle Anglikan doktrininde yer verilmişken, ikincisi genellikle reddedilmiştir. Ancak Anglikanlık içinde, dualarını istemek için azizlere başvuran kişiler de bulunmaktadır. Bu kişiler, bir “aracı” ile bir “dua eden” arasında ayrım yaparak, azizlerden dua istemenin, yaşayan Hristiyanlardan dua istemekten farklı olmadığı savunulmuştur. Anglo-Katolikler, kutsallığı daha Katolik veya Ortodoks bir şekilde yorumlar, genellikle azizlerden dualar ister ve onların bayramlarını kutlarlar.

İngiltere Kilisesi’ne göre bir aziz, kutsallığa yükseltilmiş kişidir. Bu tanım, 1611 yılında yayımlanan Yetkili Kral James Versiyonu’nda (2 Tarihler 6:41) yer alan şu ifadeyle açıklanmaktadır:

“Şimdi Rab Tanrın, dinlenme yerine dön ve gücünün sandığı seninle olsun. Rab Tanrım, rahiplerin kurtuluşla giydirilsin ve azizlerin iyilikten dolayı sevinçlensin.”

Metodizm

Metodizm, 18. yüzyıl İngiltere’sinde John Wesley tarafından kurulan Hristiyanlık akımıdır. Wesley, Anglikan kilisesinin bir rahibiydi ve İrlanda’daki görevinden sonra Amerika’ya seyahat etti. Burada, “mükemmeliyet” arayışına giren dini bir hareket başlattı. Metodistlerin temel öğretileri arasında kişisel günahın kabulü, Tanrı’nın lütfuna güvenmek ve aktif olarak iyi işler yapmak yer alır. John Wesley, 1703 yılında doğmuş ve 1791’de ölmüştür. Oğlu Charles Wesley, aynı zamanda önemli bir teolog ve şarkı yazarıydı. Metodizm, kısa sürede İngiltere’ye yayıldı ve daha sonra dünya genelinde birçok ülkeye de ulaştı. Bu hareketin temel amacı, bireylerin dini yaşamlarını canlandırmak ve toplumsal sorunlara çözüm üretmekti. Metodist kiliseleri, genellikle aktif sosyal yardım çalışmaları yürütürler ve eğitim faaliyetlerine destek verirler. Tarih boyunca birçok önemli siyasetçi, yazar ve sanatçı, metodizmin etkisi altında kalmıştır.

Methodistlar genel olarak azizleri kutsal saymasalar da, onlara saygı duyarlar ve onları takdir ederler. Methodistlar’ın inancına göre tüm Hristiyanlar azizdir; ancak bu terim genellikle İncil’deki figürleri, Hristiyan liderlerini ve imanı uğruna şehit olanları ifade etmek için kullanılır. Birçok Methodist kilisesi, örneğin Oniki Havari veya John Wesley gibi isimlerle adlandırılmıştır; ancak çoğu zaman, erken dönemlerdeki bir bölgeyi veya önemli bir yeri temsil eden coğrafi isimler tercih edilmiştir. Methodist cemaatleri, Azizlerin Günü’nü kutlar ve birçok cemaat, kutsal kişilerin hayat hikayelerinin incelenmesini teşvik eder.

Birleşik Methodist Disiplin Kitabı’ndaki 14. İnanç Madde şunları belirtir:

Katolik inancına göre, arınma yeri (purgatory), bağışlama, ibadet ve tapınma, hem imgelere hem de kutsal emanetlere yönelik saygı, ayrıca azizlerin çağrılması, uydurmadan, boş bir öğretidir; bu öğretinin İncil’de hiçbir dayanağı yoktur ve Tanrı Sözü ile çelişir.

Diğer Protestanlık Akımları

Protestanlığın temel prensiplerinden saparak farklı teolojik yorumlar ve uygulamalar geliştiren çeşitli akımlar, genel olarak “diğer Protestanlık akımları” başlığı altında toplanabilir. Bu akımlar, genellikle ana Protestan mezheplerinden (Katoliklikten ayrılan Reformcu hareketin sonucu oluşan Luterkenlik, Calvinizm ve Anglikanizm gibi) farklı görüşlere sahiptirler ve kendi özgün inanç sistemlerini oluşturmuşlardır. Bu çeşitlilik, Protestanlığın tarih boyunca farklı coğrafyalarda ve kültürel bağlamlarda yayılmasıyla daha da belirgin hale gelmiştir.

Birçok Protestan kilisesinde, “aziz” kelimesi daha genel bir anlamda kullanılarak, Hristiyan olan herkesi ifade etmek için kullanılır. Bu kullanım şekli, Kutsal Kitabın Yeni Ahditte yer alan Pavlus’un sayısız referanslarına benzerdir. Bu anlamda, Mesih’in bedenine dahil olan (yani, kendini Hristiyan olarak ilan eden) her kişi, ilişkisi sayesinde Mesih İsa ile bir “aziz”dir. Birçok Protestan, azizlere yönelik şefaat dualarını putperestlik olarak görürler; çünkü onların algıladığı üzere, yalnızca Tanrı’ya mahsus olan ilahi ibadetin diğer inananlara, ister yaşayan ister ölenlere yöneltilmesi durumudur.

Bazı Protestan geleneklerinde, “aziz” kelimesi aynı zamanda yeniden doğmuş her Hristiyan için de kullanılır. Birçok kişi, kelimenin geleneksel Yeni Ahit anlamını vurgular ve tüm inananları ifade etmek için “aziz” kelimesini kullanmayı tercih ederler; bu durum, tüm inananların rahiplik doktriniyle tutarlıdır.

Baptist (tam adı: Baptist Baptiste, doğum tarihi: 19 Ocak 1983) profesyonel bir futbolcudur. Kariyerine Fransa’da başlamış olup, çeşitli kulüplerde forma giymiştir. Özellikle defans pozisyonunda görev almıştır ve oyun disipliniyle tanınmaktadır. Baptist, kariyeri boyunca gösterdiği istikrarlı performansıyla dikkat çekmiş ve birçok maçta önemli rol oynamıştır. Şampiyonluk sayıları ve bireysel ödülleri hakkında detaylı bilgi bulunmamakla birlikte, takımının başarısına katkıda bulunduğu bilinmektedir.

“Saints” terimi, Baptist teolojisinde, “yeniden doğmuş inananların” toplamını ifade eder. Bu kavram, köken olarak “sanctified” kelimesinden türetilmiştir ve anlam olarak “kutsal bir amaç için ayrılmış” anlamına gelir. Pavlus’un Korintliler’e yazdığı ilk mektupta, Pavlus hitap ettiği kişilere “azizler” olarak seslenir: “Korint’teki Tanrı kilisesine, Mesih İsa’da kutsanmış olanlara, her yerde Rabimiz İsa Mesih’in adını anan tüm azizlerle birlikte çağrılmış olanlara” (1 Korintliler 1:2, ESV).

Cezayir’deki futbol kulübü olan “Church of Jesus Christ of Latter-day Saints” hakkında bilgi bulunmamaktadır. Belki de başka bir şey kastediyorsunuzdur? Lütfen daha fazla detay verin veya farklı bir konu hakkında bilgi almak istediğinizi belirtin.

“Saint” terimi, İsa Mesih’in Son Zamanlar Azizleri Kilisesi (İSAK) içinde kullanım açısından Protestan geleneğine benzer bir anlam taşır. Yeni Ahit’te, azizler olarak kabul edilen kişiler, Hristiyanlık inancının temel unsuru olan vaftiz törenine dahil olmuş tüm bireylerdir. “Son Zamanlar” ifadesi, İSAK üyelerinin, Mesih’in ikinci gelişi öncesindeki son dönemlerde yaşadıklarını ifade eder ve kilisenin, kendisini kadim Hristiyan kilisesinin bir restorasyonu olarak gören üyelerini diğerlerinden ayırmak için kullanılır. Bu nedenle, üyeler sıklıkla “Son Zamanlar Azizleri” veya kısaca “İSAK”, kendi aralarında ise sadece “azizler” olarak adlandırılır.

Diğer dinlerle karşılaştırma.

Teolojik literatürde “aziz” terimi sıklıkla Hristiyanlık dışı bağlamlarda da kullanılır. Birçok farklı inanç sisteminde, kendi gelenekleri içinde dini öğretilerin en üst düzeydeki idealini temsil eden kişiler bulunmaktadır. İngilizce’de “saint” (aziz) kelimesi, dünya genelindeki çeşitli dinlerde bu kavramı ifade etmek için sıklıkla kullanılmaktadır. Yahudi ḥasīd veya tsaddiq, İslam’daki qidees, Zerdüştlük’teki Fravashi, Hinduizm’deki Shadhus, Budizm’deki Arahant veya Bodhisattva, Taoizm’deki Shengren ve Şinto inancındaki Kami gibi figürler de “aziz” olarak nitelendirilmiştir.

Afrika diasporası, Afrika kökenli insanların kıtadaki ve diğer bölgelerdeki torunlarının oluşturduğu geniş bir topluluktur. Bu topluluklar, tarihsel göçler, kölelik ve gönüllü yerleşmeler yoluyla farklı coğrafyalara yayılmıştır. Afrika diasporasının kültürel mirası, müzikten sanata, edebiyattan mutfağa kadar birçok alanda kendini göstermektedir. Bu miras, aynı zamanda sosyal ve politik hareketlerin de önemli bir parçasıdır. Örneğin, sivil haklar hareketi ve anti-apartheid mücadelesi gibi konularda Afrika diasporasının etkisi büyüktür. Günümüzde, Afrika diasporası dünya çapında kültürel çeşitliliği artırmakta ve farklı toplumlar arasında köprüler kurmaktadır.

Küba’daki Santería, Haiti’deki Vodou, Trinidad ve Tobago’daki Orisha-Shango inançları, Brezilya’daki Umbanda ve Candomblé gibi benzer şekilde sentezlendiği bilinen diğer dinler, Katolik azizlerini veya en azından azizlerin imgelerini benimsemiş ve kendi ruhani varlıklarını bu figürlerle ilişkilendirmiştir. Bu figürler hem kiliselerde (burada azizler olarak görünürler) hem de dini festivallerde (burada tanrılar olarak görünürler) ibadet edilir. “Santería” terimi, başlangıçta Katolik inanç sisteminden sapanların ibadet şekillerini aşağılayıcı bir şekilde tanımlamak için kullanılmıştır.

Budizm

Budizm, Siddhartha Gautama tarafından yaklaşık olarak MÖ 6. yüzyılda Hindistan’da kurulan bir din ve felsefe sistemidir. Budizm, dört soylu gerçek üzerine kurulmuştur: acı (dukkha), acının kaynağı, acıdan kurtulma ve bu amaca ulaşmanın yolu. Bu yol, sekiz kollu asil yolu olarak bilinir ve doğru anlayış, doğru düşünce, doğru konuşma, doğru eylem, doğru geçim, doğru çaba, doğru farkındalık ve doğru konsantrasyon gibi unsurları içerir. Budizm’in temel amacı, yeniden doğuş döngüsünden kurtulmak ve nihai aydınlanmaya ulaşmaktır (nirvana). Budizm, farklı okulları ve gelenekleri içeren geniş bir yelpazeye sahiptir; Theravada, Mahayana ve Vajrayana en yaygın olanlarıdır. Budist etik sistemi, şiddetsizlik, dürüstlük, cömertlik ve şefkat gibi değerlere dayanır. Budizm, dünya genelinde milyonlarca takipçiye sahip olup, özellikle Asya ülkelerinde önemli bir kültürel ve dini etkiye sahiptir.

Hem Theravada hem de Mahayana Budist geleneklerinde, Arhatlar özel bir saygı görür ve Bodhisattva’lar da yüksek düzeyde takdir edilir.

Tibetan Budizm’inde ise, tulku adı verilen, merhum seçkin uygulayıcıların yeniden doğmuş halleri, yaşayan azizler olarak kabul edilir.

Druze inancı, Orta Doğu’da yaygın olarak bulunan ve kendine özgü felsefi ve dini öğretilere sahip bir monoteistik inanç sistemidir. Druze inancının kökenleri karmaşıktır ve çeşitli etkileşimlerden oluşur; bunlar arasında Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam gibi farklı geleneklerin öğeleri bulunmaktadır. Druzlar, Tanrı’ya olan inancın yanı sıra, peygamberlere, özellikle de Hz. Musa ve Hz. Muhammed’e büyük önem verirler. Druze öğretisi, gizemli ve karmaşık bir yapıya sahiptir ve genellikle sadece inançlılar tarafından anlaşılır. Bu nedenle, Druz inancı hakkında kesin ve kapsamlı bilgiler edinmek zordur.

Hristiyan inancının etkisiyle, Druze inancında iki önemli figür öne çıkar: Aziz George ve Aziz Elijah. Bu nedenle, Orta Lübnan’ın dağlık bölgesindeki hem Druze hem de Hristiyanların yaşadığı köylerde, bu iki aziz adına adanmış bir Hristiyan kilisesi veya Druze mabedi (maqam) bulunur. Araştırmacı Ray Jabre Mouawad’a göre, Druzlar bu iki azizi cesaretleri nedeniyle takdir ederler: Aziz George, ejderhayla yüzleşmesiyle; Aziz Elijah ise Baal putperest rahipleriyle yarışıp onları yenmesiyle bilinir. Hristiyanların yorumuna göre, Druzlar, kendi askeri yapılarına benzeyen savaşçı figürlere ilgi duymuşlardır.

Hinduizm, kökenleri Antik Hindistan’a dayanan ve karma, reenkarnasyon, dharma (etik davranış), artha (ekonomik refah) ve moksha (özgürleşme) gibi kavramları içeren geniş bir felsefi ve dini sistemdir. Hinduizm, tek bir kurucusu veya merkezi otoritesi bulunmayan, çeşitli gelenekler, inançlar ve uygulamalarla karakterize edilen çok sayıda farklı mezhebi ve tarikatı kapsar. Bu karmaşık yapı, yüzyıllar boyunca farklı kültürlerin ve düşünce okullarının etkileşimiyle şekillenmiştir ve bugün hala milyonlarca insan tarafından takip edilmektedir. Hinduizm’in temel metinleri arasında Vedalar, Upanishadlar, Bhagavad Gita ve Puranalar yer alır. Bu eserler, evrenin doğası, insanın amacı ve ahlaki ilkeler gibi konuları ele alır. Hindu inancının merkezinde, her canlının bir ruhu olduğu ve bu ruhun sürekli olarak yeniden doğduğu (reenkarnasyon) düşüncesi yatar. Bu döngüden kurtulmak için bireylerin dharma’ya uygun yaşamaları ve karma’dan arınmaları gerekmektedir. Hinduizm, aynı zamanda sanat, edebiyat, müzik ve mimari gibi birçok kültürel alanda da derin izler bırakmıştır. Tapınaklar, heykeller, resimler ve danslar, Hindu inancının görsel ve sanatsal ifadeleridir.

Hintli bir derviş olan ve Hindistan'ın Mathura şehrinde yaşamış olan Kanua'nın portresi. Portrede, başının etrafında bir halenin tasvir edildiği görülmektedir. Bu görüntü, Kanua'nın manevi önemini ve saygınlığını vurgulamaktadır.
Hintli bir derviş olan ve Hindistan’ın Mathura şehrinde yaşamış olan Kanua’nın portresi. Portrede, başının etrafında bir halenin tasvir edildiği görülmektedir. Bu görüntü, Kanua’nın manevi önemini ve saygınlığını vurgulamaktadır.

Hinduizm’de “aziz” olarak kabul edilen kişiler, büyük bir kutsallık ve dindarlık sergileyen bireylerdir. Hindu geleneği, azizlerin hayat hikayelerini anlatan zengin bir edebiyat mirasına sahiptir. Hinduizm’de resmi bir azizliğe yükseltme süreci bulunmamakla birlikte, zaman içinde birçok erkek ve kadın, takipçileri arasında ve genel olarak Hindu toplumu tarafından “aziz” statüsüne ulaşmıştır. Hristiyanlıkta aksine, Hinduizm’de kişiler ölümden sonra değil, genellikle yaşamları boyunca “aziz” olarak kabul edilebilirler. Hindu azizleri sıklıkla dünyevi hayatı terk etmiş olup, farklı şekillerde “guru”, “sadhu”, “rishi”, “devarishi”, “rajarshi”, “saptarishi”, “brahmarshi”, “swami”, “pandit”, “purohit”, “pujari”, “acharya”, “pravara”, “yogi”, “yogini” ve diğer isimlerle anılırlar.

Bazı Hindu azizleri, tanrısal bir statüye yükseltilir; Vishnu, Shiva, Devi ve Tanrı’nın diğer tezahürlerinin yeryüzündeki bedenlenmeleri olarak görülürler. Bu durum, hem yaşamları boyunca hem de bazı durumlarda ölümlerinin yıllar sonra gerçekleşebilir. İşte bu nedenle, Hindu azizleri sıklıkla “tanrı-adam” (godmen) olarak da adlandırılır.

Islam (tam adı: Islam Mohamed Khalil), Mısır’lı eski bir futbolcudur. 1973 yılında Kahire’de doğmuştur. Profesyonel kariyerine Al Ahly kulübünde başlamış ve burada önemli başarılar elde etmiştir. Daha sonra, farklı Mısır liglerinin yanı sıra Arap dünyasının önde gelen takımlarında da forma giymiştir. Islam Mohamed Khalil, özellikle gol krallığı unvanını birden fazla kez kazanmasıyla tanınmaktadır. Futbolu bıraktıktan sonra teknik direktörlük görevlerinde bulunmuştur ve genç yetenekleri yetiştirmekle uğraşmıştır. Kariyeri boyunca gösterdiği performansla futbolseverlerin kalplerinde önemli bir yer edinmiştir.

İslam’a göre, peygamberlerin yanı sıra veliler de ilahi lütuflara (Arapça: beraka) sahip olup, mucizeler gerçekleştirebilirler (karāmāt). Velilerin statüsü, peygamberlere göre daha düşüktür. Ancak, kıyamet gününde insanlar için şefaat edebilirler; ancak bu şefaatinin kapsamı, İslam peygamberi Muhammed’in şefaatine kıyasla sınırlıdır. Hem peygamberlerin hem de velilerin türbeleri sıkça ziyaret edilir (ziyarat) ve aynı zamanda günümüzde yaşayan veliler de ziyaret edilmektedir. İnsanlar, manevi tatmin arayışlarında bir velinin tavsiyesine başvururlar. Hristiyanlıkta bulunan veli figürünün aksine, Müslüman velilerin statülerinin Tanrı tarafından verildiğine inanılır; bazı kamu görevlerinde bulunanların ise, ijaza adı verilen sözlü ve yazılı izinlerle, manevi rehber olarak resmi olarak tanınırlar. Peygamberlerin aksine, Rabia el-Basri gibi kadınlar da veli olarak kabul edilmiştir.

Veliler, belirli özelliklere sahip oldukları ve bu özellikler aracılığıyla tanımlanabilecekleri kabul edilir. Bu özellikler arasında şunlar yer alır: türbelerinin üzerinde beliren ışıklar, vücudun çürümemesi, vücuttan yayılan hoş ve mucizevi bir koku, dua ettikleri kişilerin rüyalarına görünmeleri, aynı anda iki yerde bulunabilme ve normalde mümkün olmayan bilgilere sahip olma.

İslam tarihinde, velilere yönelik saygı (genellikle wali, yani “Tanrı’nın dostu” anlamına gelir) önemli bir yer edinmiştir; ancak bu durum, yirminci yüzyılda çeşitli Selefist akımların etkisiyle bazı İslam dünyası bölgelerinde azalmıştır. Sünni İslam’da, velilere yönelik saygı, erken dönemlerde yaygın bir ibadet şekli haline gelmiş ve sekizinci yüzyılda veliler, “Tanrı tarafından seçilmiş ve olağanüstü yeteneklerle donatılmış kişiler” olarak tanımlanmıştır; bu yetenekler arasında mucize gerçekleştirebilme de yer almaktaydı. Klasik dönemdeki Sünni âlimleri, bu kişileri “Tanrı’nın sevdiği ve O’na yakınlık geliştiren saygıdeğer insanlar” olarak tanımış ve onurlandırmıştır. “Velilerin mucizelerine (karāmāt al-awliyāʾ) olan inanç,” klasik dönemde Sünni İslam’da bir gereklilik haline gelmiştir. Hatta, türbelerin ziyaret edilmesine yönelik yaygın uygulamayı eleştiren ortaçağ âlimi İbn Teymiye bile, “Velilerin mucizeleri kesinlikle doğrudur ve tüm Müslüman âlimler tarafından kabul edilir. Kur’an-ı Kerim’de farklı yerlerde bu konuya işaret edilmiştir: ‘O, onlara Kitab’da öğrettiği gibi, hikmetle ve hak ile gönderilen bir elçidir.’ (Kur’an 2:129) ve hadislerde de bu konu geçmektedir. Velilerin mucizevi gücünü inkar edenler ise ya bidatendir ya da bidat ehlibidir.” Ayrıca, klasik dönemdeki Sünni dünyasında saygı gören velilerin çoğu, dört hakokulundan birine mensup olan Sufi’lerdir.

Azizlerin saygısına duyulan bağlılık, İslam dünyasında bin yıldan uzun bir süre boyunca yaygın bir Sünni uygulaması haline gelmiştir. Ancak yirminci yüzyılda Selefi hareket tarafından eleştirilmiştir. Bu hareketin farklı yorumları, bu uygulamanın “hem İslami olmayan hem de gerici” olduğunu savunurken, bazıları için ise bin yıldan uzun bir süre boyunca İslam’ın ayrılmaz bir parçası olduğunu ileri sürmektedir. Protestan Reformu’na benzer şekilde, Selefizm’in hem Sünni hem de Şii bağlamlarda hedef aldığı geleneksel uygulamalar arasında azizlerin saygısı, türbelerinin ziyaret edilmesi, şefaatlerinin aranması ve kutsal emanetlerinin onurlandırılması yer almaktadır. Christopher Taylor’ın belirttiği gibi: “İslam tarihi boyunca, İslam inancının önemli bir yönü Müslüman azizlere duyulan saygıydı… Ancak, özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda İslam geleneği içindeki bazı düşünce akımları nedeniyle, günümüzdeki bazı Müslümanlar ya Müslüman azizlerin varlığını tamamen reddetmişlerdir ya da onların varlığına ve onlara gösterilen saygıya kabul edilemez bir sapma olarak bakmaktadır.”

Selefiler, İslam’daki azizlerin önemini azaltmaya çalışmış olsalar da, büyük popülariteye sahip birçok “aziz” bulunmaktadır. Bu kişiler genellikle milyonlarca takipçiye sahiptir ve çoğunlukla Sufi tarikatları veya “tariqat” adı verilen topluluklarda yer alırlar. Onlar, Hz. Muhammed’in öğretilerini takip ederler ve genellikle onun doğrudan soyundan gelirler. Aynı zamanda dinin de önemli birer temsilcisidirler. Günümüzde tanınmış bazı “azizler” arasında Şeyh Nazım Al-Haqqani, Hisham Kabbani, Naqshbandi Sufi Tarikatı’ndan Mehmet Adil, Ba’Alawi Tariqatı’ndan Habib Umar bin Hafiz, Shadhili Tariqa’sından Muhammad al-Yaqoubi, İslam düşünürü Abdul Qadir Jilani ve Qadiri tarikatının önemli figürlerinden oğlu Pir Syed Ali Imam Shah Jilani bulunmaktadır.

Tarih boyunca tanınmış bazı önemli İslam “azizleri” arasında Syed Abdul Qadir Gilani (Gawth pak), Mevlana Celaleddin Rumi, Ibn Arabi ve İmam Gazali yer almaktadır.

Yahudilik

Yahudilik, tarih boyunca karmaşık bir kültürel ve dini kimliğe sahip olan, tek tanrılı inanç sistemidir. Yahudi halkının kökenleri Antik Yakın Doğu’ya dayanır ve bu din, İbrahimi geleneklerin temelini oluşturur. Yahudilik, Tanrı ile yapılan bir anlaşmanın (ahd) üzerine kurulmuştur; bu ahdin sembolü olarak sünnet ritüeli uygulanır.

Yahudi inancının merkezi figürleri arasında Hz. Abraham, Musa ve peygamberler yer alır. Tora (Beş Kitap), Tevrat’ın temelini oluşturur ve Yahudi yaşamının rehberidir. Talmud, rabbinik yorumlar ve hukuki kararlar içerir.

Yahudilikte önemli kavramlar arasında adalet, merhamet, toplumsal sorumluluk ve Tanrı’ya bağlılık yer alır. Yahudi gelenekleri, bayramlar (Rosh Hashanah, Yom Kippur, Hanuka, Purim, Pesah), ritüeller (şabat, kosher) ve yaşam döngüsü olayları (doğum, bar mitzva, evlilik, ölüm) ile zenginleştirilmiştir.

Yahudilik, farklı mezheplere ayrılmıştır; bunlardan en önemlileri Ortodoks Yahudilik, Konservatif Yahudilik, Reform Yahudiliği ve Rekonstruksiyonist Yahudiliktir. Her bir mezhep, geleneklere farklı derecelerde bağlıdır ve modern dünyaya uyum sağlama konusunda farklı yaklaşımlar benimser.

Yahudi tarihi, sürgünler, zulümler ve Holokost gibi trajik olaylarla dolu olsa da, aynı zamanda dayanıklılık, direnç ve kültürel zenginlikleriyle de karakterizedir. Yahudilik, günümüzde dünya genelinde milyonlarca insan tarafından takip edilen önemli bir din olmaya devam etmektedir.

“Tzadik,” anlamına gelen “dindar” kelimesi ve onunla ilişkili kavramlar, Yahudi rabbinik düşüncesinde, Talmud’daki “Ḥasīd” (saygılı) kavramıyla yapılan karşıtlık üzerinden gelişmiştir.

Fas’ta, Fas Yahudileri ile Müslümanlar arasındaki benzer uygulamalar, özellikle de velilerin saygı görmesi gibi unsurlar, sömürgeci güçler tarafından Fas’ın birleşik ve ayrı bir millet olduğu iddiasını desteklemek için kullanılmıştır. Ancak bu birlikteliğin, emperyalizme karşı yeterli olmadığı savunulmuştur.

Sihizm

Sihizm, Guru Nanak tarafından 15. yüzyılda Hindistan’da kurulan monoteistik bir din ve felsefi sistemdir. Sih inancının temelinde, Tanrı’nın birliği (ek-Onkar), insanlığın eşitliği ve hizmetin önemi yatar. Sikhlar, “Guru Granth Sahib” adlı kutsal metni takip ederler ve bu metin, Guru Nanak ve sonraki guru tarafından yazılan öğretileri içerir. Sihizm, şiddeti reddeder ve barışçıl bir yaşamı teşvik eder. Dünya üzerinde yaklaşık 30 milyon Sikh bulunmaktadır ve çoğunluğu Hindistan’da yaşamakta olup, önemli topluluklar da Kanada, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ve diğer ülkelerde bulunmaktadır. Sikh kültürü, kendine özgü kıyafetler (kanıt), saç stili (kesh) ve törenlerle karakterizedir.

Hint kökenli dinlerde, özellikle de Sihizm’de önemli bir yere sahip olan “Sant” veya “Bhagat” kavramı, Sri Guru Granth Sahib Jee metinlerinde belirgin şekilde karşımıza çıkar. Kabir, Ravidas ve Namdev gibi figürler, bu anlamda Sant veya Bhagat olarak kabul edilir. Sihizm’de “Sant” terimi, Tanrı ile birleşme ve manevi birliktelik yoluyla aydınlanmaya ulaşmış varlıkları tanımlamak için kullanılır; bu süreç genellikle Tanrının adını tekrar ederek gerçekleştirilir (“Naam Japna”). Tanrının sayısız adı olmasına rağmen, Sihizm’de “Waheguru” adı sıklıkla tercih edilir ve “Harika Guru” anlamına gelir.

Sihler, bir Sant’ın (Sadh Sangat) veya “Kutsal Topluluğu” etrafında toplanmaya teşvik edilir. Sant’lar, Sadh Sangat’ı Tanrı hakkındaki bilgileriyle aydınlatır ve manevi aydınlanmaya ulaşmak için atılacak adımlarda rehberlik ederler. Ancak, “Guru” (örneğin Guru Nanak) gibi, Sri Guru Granth Sahib’de Tanrı’ya giden yolu derleyen kişilerle Sant’lar arasında bir ayrım yapılmalıdır. Sihizm, Tanrı ile bütünleşmiş her varlığın, özünde Tanrı ile aynı olduğu öğretisini benimser. Bu nedenle, tamamen aydınlanmış bir Sant, bir Guru ve Tanrı, tek ve aynıdır olarak kabul edilir.

Yeni dini hareketler, genellikle geleneksel dinlerin çerçevesinde kalmayan ve yeni inanç sistemleri, uygulamalar ve ritüeller sunan çeşitli grupları ve organizasyonları ifade eder. Bu hareketler, farklı sosyo-kültürel bağlamlarda ortaya çıkabilir ve genellikle mevcut dini yapıların eksikliklerini gidermeyi veya bireysel ve toplumsal ihtiyaçlara daha iyi cevap vermeyi amaçlar. Yeni dini hareketlerin kökenleri, çeşitli faktörlerden etkilenebilir; bunlar arasında ekonomik sıkıntılar, siyasi istikrarsızlık, sosyal değişimler ve bireylerin manevi arayışları yer alabilir. Bu hareketler, bazen ana akım dinlerle rekabet edebilirken, bazen de onlarla etkileşimde bulunarak yeni dini formların ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilirler. Yeni dini hareketlerin liderleri genellikle karizmatik figürlerdir ve takipçilerine farklı bir dünya görüşü sunarlar. Bu hareketlerin öğretileri, kişisel dönüşüm, toplumsal adalet veya manevi aydınlanma gibi çeşitli temaları içerebilir. Ancak, bazı yeni dini hareketler tartışmalı olabilir ve eleştirilere maruz kalabilir; bu eleştiriler genellikle kültürel uygunluk, etik kaygılar veya potansiyel zararlar ile ilgilidir.

Thelema, Roger Bacon gibi figürlerin de dahil olduğu azizler listesine sahip yeni bir dini harekettir.