
Futbol teriminde, “forma” olarak da adlandırılan futbol takımı kıyafeti, oyuncuların kullandığı standart ekipman ve giysidir. Futbolun kuralları, bir oyuncunun kullanması gereken minimum gereksinimleri belirler ve aynı zamanda oyuncuya veya diğer katılımcılara zarar verebilecek herhangi bir şeyin kullanımını yasaklar. Bireysel müsabakalar, formaların üzerindeki logoların boyutunu düzenleyen veya takımların renkleri birbirine yakınsa, genellikle deplasman takımının farklı renkte forma giymesi gereken durumları belirten ek kısıtlamalar getirebilir.
Futbolculukta, oyuncular genellikle formalarının arkasında kendilerini tanımlayan numaralar taşırlar. Başlangıçta, bir takımın oyuncuları 1’den 11’e kadar numaraları kullanırdı ve bu numaralar yaklaşık olarak oyuncuların sahada bulundukları pozisyonlara karşılık gelirdi. Ancak profesyonel düzeyde, bu durum genellikle “kadro numaralandırması” ile yer değiştirmiştir; burada her oyuncuya bir sezon boyunca sabit bir numara atanır. Profesyonel kulüpler ayrıca genellikle oyuncuların soyadlarını veya takma adlarını, formanın üzerindeki kadro numaralarının üzerinde (nadiren altında) belirtirler.
Futbol kıyafetleri, sporun ilk dönemlerinde oyuncuların tipik olarak kalın pamuklu gömlekler, pantolonlar ve ağır, sert deri botlar giydiği zamandan bu yana önemli ölçüde gelişmiştir. 20. yüzyılda, botlar daha hafif ve yumuşak hale geldi, şortlar daha kısa kullanıldı ve tekstil üretimindeki gelişmeler sayesinde formalar, giderek daha renkli ve karmaşık tasarımlara sahip, daha hafif sentetik liflerden üretilmeye başlandı. 20. yüzyılda reklamcılığın yükselişiyle birlikte, sponsorların logoları formaların üzerine yerleştirilmeye başlandı ve taraftarların satın alabileceği replika formalar üretilerek kulüplere önemli miktarda gelir sağlanmaya başlandı.
Ekipman.
Temel ekipmanlar.

Futbolun 4. bölümünde (Oyuncuların Ekipmanları) belirtilen kurallar, tüm oyuncuların giymesi gereken temel ekipmanı tanımlar. Bu ekipmanlar arasında beş ayrı parça bulunmaktadır: forma (aynı zamanda “tişört” veya “yerleşik” olarak da bilinir), şort, çorap (aynı zamanda “pantaloon” olarak da bilinir), ayakkabı ve dizlikler. Kaleciler, şort yerine antrenman takımının alt kısmını giymeye izinlidir.
Çoğu oyuncu, özellikle Kuzey Amerika’da “futbol botu”, “yerleşik” veya “cleat” olarak adlandırılan, çivili futbol ayakkabıları giyerken, kurallar bu tür ayakkabuların zorunlu olduğunu belirtmez. Formaların kollu olması gerekir (hem kısa hem de uzun kollar kabul edilir) ve kalecilerin formalarının, diğer tüm oyuncular ve maç görevlilerinden kolayca ayırt edilebilir renkte olması gerekmektedir. Termal iç şortlar giyilebilir, ancak aynı renkte olmalıdır. Dizlikler tamamen çorapların altında kalmalı, kauçuk, plastik veya benzeri bir malzemeden yapılmış olmalı ve “makul düzeyde koruma sağlamalıdır”. Ekipmanla ilgili tek diğer kısıtlama, bir oyuncunun kendisi veya başka bir oyuncu için tehlikeli olduğu düşünülen herhangi bir ekipmanı kullanmaması veya giymemesidir.
Genellikle, bireysel yarışmalarda, bir takımda yer alan tüm sahada oynayan oyuncuların aynı renklerdeki kıyafetleri giymesi şartı aranır. Ancak kurallar sadece “İki takımın, birbirlerinden ve ayrıca hakem ile yardımcı hakemlerden ayırt edilebilir renklerde kıyafetler giymesidir” demektedir. Normalde aynı veya benzer renklerdeki kıyafetleri giyen takımlar arasında bir maç olması durumunda, deplasman takımının farklı renkteki kıyafetler giymesi gerekir. Bu nedenle, bir takımın ikinci seçeneği genellikle “deplasman forması” veya “deplasman renkleri” olarak adlandırılır. Ancak özellikle uluslararası düzeyde, takımların bazen renk uyumsuzluğu olmamasına rağmen deplasman formalarını tercih ettiği veya kendi sahalarında oynarken bile bu formaları giydiği durumlar görülür. Örneğin, İngiltere milli takımının bazen beyaz olan standart formasının rakip takımınkiyle çakışmadığı durumlarda bile kırmızı renkli formalarla oynamasıdır; çünkü bu forma, takımın 1966 FIFA Dünya Kupası’nı kazandığı maçta giydiği formadır. Bazı durumlarda her iki takım da ikinci seçeneğe sahip deplasman formalarını giymek zorunda kalmıştır; örneğin, 1974 FIFA Dünya Kupası’nda Hollanda ile Brezilya arasındaki maçta, takımlar sırasıyla turuncu ve sarı renkler yerine beyaz ve koyu mavi renkleri giymiştir. Aynı şekilde, 2014 FIFA Dünya Kupası’nda Hollanda ile İspanya arasındaki maçta, takımlar sırasıyla turuncu ve kırmızı renkler yerine koyu mavi ve beyaz renkleri giymişlerdir. Birçok profesyonel kulübün de “üçüncü forma” olarak adlandırılan bir forması bulunur; bu formanın amacı, takımın ilk seçeneği ve deplasman formasının rakip takımınkine çok benzemesi durumunda kullanılmasıdır.
Profesyonel futbol kulüpleri genellikle onlarca yıldır aynı temel renk şemasını korur ve bu renkler, kulübün kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Uluslararası müsabakalarda ülkeleri temsil eden takımlar, diğer spor branşlarındaki milli takımlarla benzer şekilde, genellikle ülkenin milli bayrağının renklerini taşır. Ancak bazı istisnalar bulunmaktadır; örneğin İtalya milli takımının renkleri, Savoy Hanedanı’nın rengi olan mavi olup, Avustralya milli takımı, diğer Avustralyalı spor takımları gibi, bayrakta bulunmayan yeşil ve altın renklerini kullanmaktadır. Hollanda milli takımının renkleri ise, Hollanda Kraliyet ailesinin rengi olan turuncadır.

Futbol formaları genellikle polyester ağdan üretilir; bu malzeme, doğal liflerden yapılmış bir formaya kıyasla teri ve vücut ısısını aynı oranda emmez. Çoğu profesyonel kulüp, formalarının ön yüzünde sponsor logolarına yer verir; bu durum, kulüpler için önemli gelir kaynakları oluşturabilir. Bazı durumlarda, sponsorlar formaların arka yüzüne de kendi logolarını yerleştirebilirler. Yerel düzenlemelere bağlı olarak, bu logoların boyutlarına veya gösterilebilecek logolara ilişkin kısıtlamalar bulunabilir. Premier Lig gibi bazı liglerde, oyuncuların kollarında, ligin logosunu taşıyan yamalar giymeleri zorunlu olabilir. Oyuncunun numarası genellikle formanın arka kısmına basılır; ancak uluslararası maçlarda ve profesyonel takımlarda, numaranın üzerine oyuncunun soyadı da yazılır. Her takımın kaptanı, hakemler ve taraftarlar tarafından kolayca tanınabilmesi için sol kola özel bir elastik bileklik takmak zorundadır.

Günümüzde futbolcular genellikle özel olarak tasarlanmış futbol botları kullanmaktadırlar. Bu botlar ya deriden veya sentetik malzemelerden üretilebilir. Modern botların kesimi, geçmişte kullanılan bileği yüksek botlara kıyasla hafifçe ayak bileğinin altında olup, tabanlarına vida dişleri aracılığıyla sabitlenmiş çiviler bulunmaktadır. Adidas Predator gibi modern botlar, Liverpool’un eski oyuncusu Craig Johnston tarafından tasarlanmış olup, giderek daha karmaşık ve bilimsel olarak desteklenen tasarımlara sahiptir. Bu botlarda, tabanda hava keseleri ve geleneksel çivilerin yerine kauçuk “bıçaklar” bulunabilir. Kauçuk bıçakların kullanımı, bazı üst düzey teknik direktörler tarafından, hem rakip oyunculara hem de kendilerine zarar verebildiği gerekçesiyle tartışmalara yol açmıştır.
Futbolun kuralları, cinsiyet ayrımı olmaksızın tüm oyuncuların aynı forma setini giymesini öngörmektedir. Ancak 2008 yılının Eylül ayında, Hollanda kadın futbol takımı FC de Rakt, uluslararası arenada dikkatleri üzerine çeken bir yenilikle, eski formalarını kısa etekli ve dar kesimli yeni formalarla değiştirdi. Takım tarafından talep edilen bu değişiklik, başlangıçta Hollanda Futbol Federasyonu (KNVB) tarafından reddedilmişti. Ancak, FC de Rakt takımının eteklerinin altında çok kısa şortlar (“hot pants”) giydiği ve dolayısıyla teknik olarak kurallara uygun olduğu ortaya çıkınca karar geri alındı.
Diğer ekipmanlar.

Kaleci eldivenleri, kalecilerin performansını doğrudan etkileyen önemli bir ekipmandır. Farklı oyun tarzlarına ve kişisel tercihlere uygun olarak tasarlanmış çeşitli modeller bulunmaktadır. Bu modeller, avuç içi yüzeyindeki malzeme, kesim şekli, parmak yapısı ve genel tasarım açısından farklılık gösterir. Kaleciler, bu çeşitlilik sayesinde kendi ihtiyaçlarına en uygun eldiveni seçebilirler.
Futbol maçlarında kaleciler genellikle özel olarak tasarlanmış kaleci eldivenleri kullanır. Saha oyuncularına ise eldiven kullanımı serbesttir. 1970’lere kadar eldiven kullanımı nadir görülürken, günümüzde kalecilerin eldivensiz oynaması oldukça olağandışı bir durumdur. Örneğin, 2004 Avrupa Şampiyonası’nda Portekiz ile İngiltere arasındaki maçta, Ricardo penaltı atışları sırasında eldivenlerini çıkarmasına rağmen bu durum büyük yankı uyandırmıştı.
1980’lerden itibaren kaleci eldiveni teknolojisinde önemli gelişmeler yaşanmıştır. Günümüzde üretilen eldivenler, parmakların geriye doğru bükülmesini engelleyen koruyuculara, daha fazla esneklik sağlayan segmentlere ve oyuncunun hem ellerini koruyan hem de tutuşunu artıran özel malzemelerden yapılmış avuç içlerine sahiptir. Eldivenler, “düz avuç”, “parmak sarma” ve “negatif” gibi farklı kesimlerde üretilir ve dikiş detayları ile uyum açısından çeşitlilik gösterir.
Kaleciler bazen, güneş ışığı veya saha aydınlatmasının performanslarını olumsuz etkilemesini önlemek için özel şapkalar da takabilirler. Görme sorunları olan oyuncular, düşme veya kırılma riski oluşturmadığı sürece gözlük kullanabilirler. Ancak çoğu oyuncu, bu tür durumlarda kontakt lens tercih etmektedir. Glokom hastalığı nedeniyle kontakt lens kullanamayan Hollandalı futbolcu Edgar Davids, kendine özgü tasarımlı gözlükleriyle tanınmaktaydı.
Oyuncuların güvenliği açısından risk oluşturabilecek diğer aksesuarlar, örneğin takılar, kullanımına izin verilmemektedir. Oyuncular, başlarını sakatlanmalardan korumak veya daha önce yaşanan sakatlıkların tekrarlanmasını önlemek amacıyla özel kasklar kullanabilirler. Petr Čech ve Cristian Chivu gibi oyuncuların rugby kaskları kullanması bu duruma örnek olarak verilebilir; ancak bu tür ekipmanların hem kullanıcının hem de diğer oyuncuların güvenliğini riske atmaması gerekmektedir.
Maç görevlilerinin kıyafetleri.

Hakemler, yardımcı hakemler ve dördüncü hakemler, oyuncular tarafından giyilenlere benzer bir tarzda üniformalar giyerler; 1950’lere kadar, hakemlerin genellikle forma yerine ceket giymesi daha yaygındı. Hakemler, iki takımın ve kalecilerinin giydiği renklerden farklı renkteki tişörtler giyerler. Siyah, geleneksel olarak hakemler tarafından tercih edilen renktir ve “siyahlı adam” ifadesi, hakemi tanımlamak için sıklıkla kullanılan gayri resmi bir ifadedir. Ancak modern dönemde, renk uyumsuzluklarını en aza indirmek amacıyla farklı renkler de kullanılmaktadır. 1994 Dünya Kupası, FIFA’nın hakemler için siyah üniformaları kaldırarak uyguladığı ilk büyük turnuvaydı. Hakemlerin formalarında bazen sponsor logoları bulunabilir; ancak bu logolar genellikle sadece kolların üzerinde yer alır.
Tarihçe:
(Metin eksik olduğu için çevrilebilecek bir bölüm bulunmamaktadır.)
Victoria Dönemi, İngiltere tarihinde önemli bir döneme denk gelir ve spor alanında da belirgin gelişmelerin yaşandığı bir zamandır. Bu dönemde futbolun modernleşmesi, atletizm yarışlarının popülerleşmesi ve çeşitli yeni spor dallarının ortaya çıkması gibi olaylar gerçekleşmiştir. Özellikle futbol kulüplerinin kurulması ve liglerin düzenlenmeye başlanması, bu dönemin spor tarihindeki önemini gösteren somut örneklerdir. Atletizm de, özellikle Olimpiyat Oyunları’nın yeniden canlandırılmasıyla birlikte büyük bir ilgi görmeye başlamıştır. Bu dönemdeki gelişmeler, modern sporun temellerinin atıldığı bir süreç olarak kabul edilir.
Futbolla özdeşleşen giyim eşyalarına dair ilk yazılı kayıtlar 1526 yılına kadar uzanmaktadır. İngiltere Kralı VIII. Henry’nin büyük kıyafet koleksiyonunda, “futbol botları” olarak tanımlanan bir çift ayakkabıya yapılan atıf, bu erken dönemlere ait önemli bir kanıt sunmaktadır. Futbol takımlarını ayırt etmek amacıyla kullanılan renkli formaların ilk örneklerine dair bilgiler ise, İngiltere’deki özel okullarda oynanan futbol maçlarına dayanmaktadır. Örneğin, 1840 yılından önceki Winchester College futbol takımının bir görselinde, “öğrencilerin kırmızı, okul öğrencilerinin mavi formalar giydiği” belirtilmiştir ve benzer renklerin kullanıldığına dair bilgiler, 1858 tarihli bir “Bell’s Life in London” makalesinde de yer almıştır. Rugby futbolunun (21. kural) erken dönemlerinde, 1845 yılından itibaren, “oyuncuların evlerinin renklerini temsil eden şapka veya forma giymesi için evlerinin başından izin alınması gerektiği” belirtilmiştir. 1848 yılında ise, Rugby’de yapılan bir açıklamada, “son birkaç yılda maçların görünümünde önemli gelişmeler kaydedildiği ve oyuncuların özellikle kadife şapkalar ve formalar kullandığı” ifade edilmiştir.

Sheffield futbolunun tarihine damga vuran kurallar arasında, oyuncuların takımlarına göre farklı renklerde şapka takma zorunluluğu da yer almaktadır. Bu kural, özellikle maçlarda oyuncuları ayırt etmeyi kolaylaştırmayı amaçlamakta ve Sheffield futbolunun kendine özgü bir özelliğini oluşturmaktaydı. Bu uygulama, dönemin futbol anlayışının bir yansıması olarak kabul edilmektedir ve Sheffield’ın futbol mirasının önemli bir parçasıdır.
İngiltere’de organize futbolun ilk kez 1860’lı yıllarda oynandığı dönemlerde, takımlar genellikle mevcut giysilerini kullanıyordu. Aynı takım içindeki oyuncular ise kendilerini farklı renkteki şapkalar veya kuşaklarla ayırıyorlardı. Örneğin, Sheffield kulübünün 1857 tarihli kuralları, üyelerin maçlar için takımlar oluşturabilmeleri amacıyla bir kırmızı ve bir koyu mavi şapka edinmelerini gerektiriyordu. 1860 yılında Sheffield ile Hallam & Stumperlow arasındaki bir maçın raporunda, Sheffield takımının “tipik kırmızı ve beyaz” renklerini giydiği belirtilirken, Hallam oyuncularının ise “mavi bir kıyafet” kullandığı ifade edilmiştir. Bir başka örnek olarak, 1860’da Spalding Football Club ile Spalding Victoria arasında oynanan maçın raporunda, Spalding takımının “pembe”, Victoria takımının ise “mavi” renklerle temsil edildiği belirtilmiştir.
Ancak sadece şapkalar veya kuşaklarla sınırlı kalmak bazı sorunlara yol açmaktaydı. 1867 tarihli bir futbol kılavuzunda, takımların mümkünse bir tarafın kırmızı, diğerinin mavi gibi farklı renkteki çizgili formalar giymesi öneriliyordu. Bu sayede kafa karışıklığı önlenir ve oyuncuların topu komşusundan “vahşi” girişimlerle almaya çalışması engellenirdi. Charles Alcock’un futbol yıllıklarında yer alan geri bildirim formları da kulüp sekreterlerinden kulüp renkleri hakkında bilgi toplamayı amaçlıyordu ve bu renkler, ilk olarak 1868 tarihli yayından itibaren belirtiliyordu.

Futbol tarihine bakıldığında, ilk standart formaların ortaya çıkışı, İngiltere Futbol Birliği’nin (FA) kuruluş dönemine denk gelir. FA’nın ilk toplantı tutanaklarında, kulüplerin renkleri hakkında bilgiler yer almaktadır; örneğin Royal Engineers A.F.C.’nin kırmızı ve mavi renklerini veya Lincoln takımının beyaz formalarını ve kırmızı, beyaz ve mavi renklerdeki şapkalarını görüyoruz. Birçok kulüp, kökenlerini buldukları okullarla veya diğer spor organizasyonlarıyla ilişkilendirilen renkleri tercih etmiştir. Örneğin Blackburn Rovers, Malvern College’in eski öğrencilerinden oluşan bir takımın formalarından esinlenerek, yarı-yarıya bölünmüş tasarımlı formaları benimsemiştir. Bu kulübün orijinal renkleri olan açık mavi ve beyaz, kulübün kurucularından bazılarının eğitim gördüğü Cambridge Üniversitesi ile bir bağlantıyı yansıtmaktadır. Formaların renkleri ve tasarımları zamanla büyük değişikliklere uğramıştır; Bolton Wanderers örneğin aynı yıl içinde hem pembe hem de kırmızı lekeli beyaz formalar giymiştir. Günümüzdeki şortların aksine, oyuncular genellikle uzun pantolon veya tam boylu donlar giymekteydi; bu kıyafetler sıklıkla kemer veya askılıydı. En erken dönemlerde renk seçenekleri sınırlıydı ve genellikle flanel veya koyu mavi kumaşlardan oluşuyordu. Lancashire’dan olan Church F.C. takımı, 1880’lerde yerel bir “Turkey red” boya fabrikasıyla olan bağlantıları sayesinde kırmızı donlar giymesiyle dikkat çekmiştir. Oyunun erken dönemlerindeki önemli figürlerden biri olan Lord Kinnaird, her zaman uzun beyaz pantolonlarıyla tanınmıştır. Oyuncuları birbirinden ayırmak için formaların üzerine numaralar basılmamaktaydı; Glasgow’da 1875’te oynanan Queen’s Park ve Wanderers arasındaki maçın programında oyuncular, takımlarının şapkalarının veya çoraplarının renkleriyle tanımlanmaktaydı. İlk koruyucu dizlikler ise 1874 yılında Nottingham Forest oyuncusu Sam Weller Widdowson tarafından kullanılmıştır; Widdowson, bir çift kriket dizliğini kısaltarak ve bunları çoraplarının dışına yerleştirerek bu uygulamayı başlatmıştır. Başlangıçta bu uygulama alay konusu olsa da, kısa sürede diğer oyuncular arasında popülerlik kazanmıştır. Yüzyılın sonlarına doğru dizlikler daha küçük boyutlara ulaşmış ve genellikle çorapların içine yerleştirilmeye başlanmıştır.
Futbolun giderek zengin amatörlerin değil, işçi sınıfı profesyonellerin oyunu haline gelmesiyle birlikte, formalar da buna uygun olarak değişmiştir. Artık kulüpler, bireysel oyuncular yerine, formaların tedarikinden sorumluydu. Finansal kaygılar ve artan sayıda taraftarın oyuncuları kolayca tanıtabilmesi ihtiyacı, önceki yıllardaki canlı renklerin terk edilmesine ve daha basit, birincil renk kombinasyonlarının tercih edilmesine yol açmıştır. 1890 yılında, iki yıl önce kurulan Futbol Ligi, benzer renklere sahip iki kulübün üye olmasını engellemek amacıyla bu kuralı uygulamıştır. Daha sonra bu kural, tüm takımların farklı bir renkte ikinci bir forma setine sahip olması gerektiği yönünde değiştirilmiştir. Başlangıçta, renklerde bir çatışma olması durumunda, ev sahibi takımın renk değiştirmesi gerekiyordu; ancak 1921’de bu kural, renklerde bir çatışma olması durumunda deplasman takımının renk değiştirmesini zorunlu kılacak şekilde değiştirilmiştir.
Futbolun profesyonelleşme döneminde, günlük kullanım ayakkabıları veya iş botlarının yerini özel olarak tasarlanmış futbol botları almaya başladı. Oyuncular başlangıçta, daha iyi bir zemin tutuşu sağlamak amacıyla deri şeritleri botlarına çivileyerek modifiye ediyorlardı. Ancak bu durum, İngiltere Futbol Birliği’nin 1863 yılında botlardan hiçbir çivinin dışarı çıkmaması gerektiği yönünde bir kural koymasına yol açtı. 1880’lerde, bu basit eklemeler daha gelişmiş “çiviler” haline geldi. Bu dönemin futbol botları, genellikle kalın deriden üretiliyor, sert burun kaplamalarına sahipti ve oyuncunun ayak bileğinin üzerinde yükseliyordu.
20. yüzyılın başları.
Futbolun Avrupa ve ötesindeki yayılmasıyla birlikte, kulüpler Birleşik Krallık’ta kullanılan formaların benzerlerini benimsemişlerdir. Bazı durumlarda ise, kulüpler doğrudan İngiliz takımlarından ilham alarak renk seçimleri yapmışlardır. Örneğin, İtalya’nın Juventus kulübü 1903 yılında, Notts County takımının formalarından esinlenerek siyah ve beyaz çizgili bir forma tasarlamıştır. İki yıl sonra ise, Arjantin’in Club Atlético Independiente takımı, Nottingham Forest’ın maçlarını izledikten sonra kırmızı renkli formaları benimsemiştir.

1904 yılında, Futbol Birliği, oyuncuların pantolonlarının dizlerini kapatma zorunluluğunu kaldırdı ve takımlar bu kıyafetleri çok daha kısa kesmeye başladı. Bu kıyafetler “pantolon” olarak bilinir hale geldi ve 1960’lara kadar bu terimle anıldı; o zamandan itibaren “şort” terimi tercih edilmeye başlandı. Başlangıçta, neredeyse tüm takımlar, şortlarının renklerini formalarının renklerinden farklı seçiyordu. 1909 yılında, hakemlerin oyuncular arasındaki kaleciyi daha kolay ayırt edebilmeleri amacıyla, kurallar değiştirilerek, kalecilerin takım arkadaşlarına göre farklı renkte bir forma giymesi gerektiği belirtildi. Başlangıçta, kalecilerin formalarının ya kırmızı (scarlet) ya da lacivert (royal blue) olması gerektiği belirtilmişti; ancak 1912 yılında üçüncü bir seçenek olarak yeşil renk eklendiğinde, bu renk kısa sürede popüler hale geldi ve neredeyse tüm kaleciler yeşil forma giymeye başladı. Bu dönemde, kaleciler genellikle saha oyuncularının giydiği formalar yerine, daha kalın yünlü bir kıyafet tercih ediyordu.
1920’lerde, numaralandırılmış formalarla ilgili bazı denemeler yapıldı; ancak bu fikir başlangıçta pek ilgi görmedi. Numaraların kullanıldığı ilk büyük maç, 1933 FA Kupası Finali’nde Everton ile Manchester City takımları arasında oynandı. Bu finalde, kulüplerin mevcut formalarına numaralar eklenmek yerine, iki özel takım hazırlandı; biri beyaz ve diğeri kırmızıydı. Bu takımlar, kura çekimiyle her bir takıma verildi. Everton oyuncuları 1’den 11’e kadar numaraları giydi, Manchester City oyuncuları ise 12’den 22’ye kadar numaraları kullandı. Numaralandırma, İkinci Dünya Savaşı dönemine denk gelen bir zamanda standart hale geldi ve takımlar genellikle 1’den 11’e kadar numaraları kullanmaya başladı. Hangi numaranın hangi oyuncu tarafından giyileceğine dair resmi bir kural olmamasına rağmen, belirli numaralar zamanla sahada belirli pozisyonlarla ilişkilendirilmeye başlandı; örneğin, takımın ana santraforu genellikle 9 numaralı formayı giyerken, kaleci 1 numaralı formayı tercih ediyordu. İskoç kulübü Celtic ise, uluslararası maçlarda 1975’e kadar ve yerel maçlarda 1994’e kadar numaralarını formalar yerine şortlarında bulundurdu. 1930’lar aynı zamanda ayakkabı üretiminde de büyük gelişmelerin yaşandığı bir dönemdi; yeni sentetik malzemeler ve daha yumuşak deriler kullanılmaya başlandı. 1936 yılına gelindiğinde, Avrupa’daki oyuncular, on yıl öncesindeki sert ayakkabılara kıyasla sadece üçte biri ağırlığında olan ayakkabıları giyiyordu; ancak İngiliz kulüpleri bu yeni tip ayakkabıları benimsemedi. Örneğin, Billy Wright gibi oyuncular açıkça bu yeni ayakkabıları eleştirerek, bunun futbol için değil, daha çok bale için uygun olduğunu savundu.

Savaşın hemen ardından, Avrupa’daki birçok takım, kıyafet kısıtlamaları nedeniyle alışılmadık formalar giymek zorunda kaldı. İngiltere’nin Oldham Athletic takımı, geleneksel olarak mavi ve beyaz renkleri kullanan bir ekip olmasına rağmen, iki sezon boyunca yerel bir ragbi lig kulübünden ödünç aldığı kırmızı ve beyaz renkli formalarla mücadele etti. İskoçya’nın Clyde takımı ise khaki rengi formalar giydi. 1950’lerde, Güney Avrupa ve Güney Amerika’daki oyuncuların kullandığı formaların ağırlığı önemli ölçüde azaldı; yakalı formların yerini V şeklinde yaka kesimleri aldı ve ağır doğal lifler yerine sentetik kumaşlar tercih edildi. Adidas, 1954 yılında bilekten aşağıya doğru kesilmiş ilk futbol botlarını piyasaya sürdü. Mevcut modellere göre iki kat daha pahalı olmalarına rağmen, bu botlar büyük bir başarı yakaladı ve Alman şirketinin futbol pazarındaki yerini sağlamlaştırdı. Aynı dönemde Adidas, saha koşullarına göre değiştirilebilen vidalı çivili ilk botları da geliştirdi. Diğer bölgelerdeki takımlar, bu yenilikleri benimsemekte daha yavaş davrandılar; İngiliz kulüpleri bir kez daha değişime direndi ve savaş öncesinden çok farklı olmayan formaları kullanmaya devam etti. Doğu Avrupa takımları ise başka yerlerde “eski moda” olarak kabul edilen formaları giymeye devam etti. 1945 yılında Batı Avrupa’yı ziyaret eden FC Dynamo Moscow takımının, oyuncuların bol kesimli şortları kadar futbol kaliteleriyle de dikkat çekmesi unutulmamalıdır. Avrupa Kupası gibi uluslararası müsabakaların başlamasıyla birlikte, Güney Avrupa tarzı kıta genelinde yayıldı ve 1960’ların sonunda savaş öncesi dönemde kullanılan ağır formalar tamamen kullanım dışı kaldı. 1960’lar, forma tasarımında büyük bir yenilik getirmemiş olsa da, kulüpler genellikle yeni yapılan aydınlatma sistemlerinin altında iyi görünen basit renk şemaları tercih etti. Futbolseverler tarafından özellikle beğenilen forma tasarımları, 1960’ların sonu ve 1970’lerin başlarına aittir.
Modern dönem.

1970’lerde kulüpler, daha özgün tasarımlara sahip formalar yaratmaya başladı. 1960’larda geleneksel mavi ve altın renklerini Real Madrid’i örnek alarak tamamen beyaz renge çeviren Leeds United, 1975 yılında taraftarlarına satışa sunulan ilk replika formaları tasarlayan kulüp oldu. Ticari kaygılarla hareket eden diğer kulüpler de kısa süre sonra bu uygulamayı takip etti ve üreticilerin logolarını formaya ekleyerek daha lüks detaylar kullanmaya başladı. 1973 yılında, Alman takımı Eintracht Braunschweig, yerel bir alkol üreticisi olan Jägermeister ile anlaşarak logonun ön yüzdeki formaya yerleştirilmesini sağladı. 1976’da Kettering Town, İngiliz futbolunda ilk sponsorlu formalara sahip oldu; ancak İngiltere Futbol Federasyonu (FA), bu uygulamayı hızla yasakladı. Bir yıl sonra bu yasağı hafifletse de, kısa süre içinde neredeyse tüm büyük kulüpler benzer anlaşmalar imzaladı ve büyük takımları sponsorluk yoluyla destekleyen şirketlerin mali yükümlülükleri önemli ölçüde arttı. 2008’de Alman devi FC Bayern Munich, Deutsche Telekom’dan 25 milyon Euro tutarında sponsorluk geliri elde etti. Ancak İspanyol kulüpleri FC Barcelona ve Athletic Bilbao, 2005 yılına kadar formalarına sponsor logolarının yer almasına izin vermedi. Barcelona, 2011 yılına kadar sponsorlardan gelir kabul etmek yerine, UNICEF logosunu formalarında bulundurarak her yıl bu yardım kuruluşuna 1,5 milyon Euro bağış yaptı. Oyuncular da bireysel olarak şirketlerle sponsorluk anlaşmaları yapmaya başladı. 1974 yılında Johan Cruijff, Hollanda milli takımının Adidas markalı formasını giymeyi reddetti; çünkü bu durum, kendi Puma ile yaptığı sözleşmeyle çelişiyordu. Bu nedenle, Adidas logosu olmadan bir forma giymesine izin verildi. Puma ayrıca Pelé’ye, ayakkabılarını giymesine karşılık 120.000 dolar ödeme yaptı ve özellikle 1970 FIFA Dünya Kupası finalinde, televizyon izleyicilerinin ayakkabıları yakından görebilmesi için bağcıklarını bağlarken çekim yapılmasını istedi. 1970’lerde, Amerika Birleşik Devletleri merkezli Kuzey Amerika Futbol Ligi (NASL), oyuncuların isimlerinin formaya yazılmasını ve her oyuncuya bir numara verilmesini denedi; ancak bu fikirler o dönemde diğer ülkelerde yaygınlaşmadı. 22 Ağustos 1979’da, İtalyan takımı Monza, 1979-80 Coppa Italia maçında AC Milan ile karşılaştığında, oyuncuların isimlerini numaralarının üzerine yazdı; bu durum o dönemde “all’Americana” olarak adlandırıldı. Ancak İtalya Futbol Federasyonu (FIGC) bu değişikliği onaylamadı ve kulübe para cezası verdi. Kısa bir süre sonra AC Milan da oyuncularının formalarına isim ekledi. 1981 yılında bu uygulamadan vazgeçildi ve uzun yıllar boyunca başka hiçbir İtalyan takımının bu uygulamayı benimsememesine rağmen, oyuncu isimleri futbol tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak kaldı.

1980’lerde, Hummel ve Adidas gibi üreticiler, yeni teknolojilerin devreye girmesiyle birlikte, giderek daha karmaşık tasarımlara sahip formalar geliştirmeye başladılar. Bu dönemde gölgeli baskılar ve ince çizgili desenler gibi tasarım öğeleri kullanıldı. Özellikle Hummel tarafından Danimarka milli takımının 1986 FIFA Dünya Kupası’nda giydiği, kendine özgü ikiye bölünmüş şeritli forma, medyanın dikkatini çekti; ancak FIFA, televizyon yayınlarında oluşabilecek moiré etkileri konusunda endişe duydu. 1970’ler ve 1980’lerde, formaların şortları daha kısa hale geldi ve genellikle oyuncuların numarası ön yüzünde yer alıyordu. 1991 FA Kupası finalinde, Tottenham Hotspur oyuncuları, kulüple sezon ortasında sözleşme imzalayan Umbro tarafından tasarlanan, daha uzun ve bol kesimli şortlar ve formalarla sahaya çıktılar. Bu yeni görünüm eleştirilere yol açsa da, kısa sürede İngiltere’deki ve diğer ülkelerdeki birçok kulüp de bu daha uzun şortları benimsemiştir. 1994 FIFA Dünya Kupası’na gelindiğinde, neredeyse tüm milli takımlar ve kulüpler, bol kesimli formaları tercih etmeye başlamıştı. 1990’larda, forma tasarımları giderek daha karmaşık hale geldi ve birçok takım, oldukça gösterişli renk kombinasyonları kullandı. Tasarım kararları, giderek daha fazla, formanın taraftarlar tarafından bir moda öğesi olarak kullanıldığında nasıl görüneceği üzerine odaklanıyordu; ancak bu döneme ait birçok tasarımın, zamanla tüm zamanların en kötü tasarımlarından bazıları olarak kabul edildiği görülmektedir. Kalecilerin formaları özellikle gösterişliydi ve Jorge Campos gibi oyuncular, kendi tasarımlarını giyerek satmaya başladı. 1996’da Manchester United, tartışmalı bir şekilde, kot pantolonlarla birlikte kullanıldığında iyi görünecek şekilde özel olarak tasarlanmış gri renkli bir forma çıkardı; ancak teknik direktör Alex Ferguson, takımının 3-0 geride olduğu bir maçın ortasında, oyuncuların sahada birbirlerini göremediği için bu formanın soruna yol açtığını belirterek, formayı değiştirdi. United, ikinci yarıda farklı renklerle oynadı ve rakibine karşı tek golle yanıt verdi. Ayrıca, o dönemde profesyonel liglerde, her oyuncuya bir sezon boyunca geçerli olacak belirli bir numara verilmeye başlandı. Kısa bir süre için, oyuncular gol attıktan sonra formalarını kaldırarak veya tamamen çıkararak, altında yer alan tişörtlere basılmış siyasi, dini veya kişisel sloganları gösterme trendi ortaya çıktı. Bunun üzerine, Uluslararası Futbol Kuralları Kurulu, 2002 yılında, alt tişörtlerde slogan veya logo bulunmaması gerektiğine dair bir kural koydu; ve 2004’ten itibaren, oyuncuların formalarını çıkarması sarı kart cezasına neden olmaya başladı.

Replika formaların piyasası, özellikle Birleşik Krallık gibi yerlerde, 200 milyon sterlinin üzerinde bir değere sahip olan bu pazarda önde gelen kulüplerin elde ettiği gelir ve tasarım değişikliklerinin sıklığı konusunda artan bir inceleme odağı haline gelmiştir. Bazı kulüpler fiyat manipülasyonu suçlamasıyla karşı karşıya kalmış, örneğin 2003 yılında Manchester United, Rekabet Kurumu tarafından 1.65 milyon sterlin para cezasına çarptırılmıştır. Replika formaların yüksek fiyatları, birçok taraftarın Tayland ve Malezya gibi ülkelerden ithal edilen taklit ürünleri satın almasına yol açmıştır. Taraftarların, yıldız oyuncuların isimlerini ve numaralarını taşıyan formaları satın alma fırsatı, bir kulüp için önemli gelir kaynakları oluşturabilir. David Beckham’ın Real Madrid’e transferinin ardındanki ilk altı ayda, kulüp onun adını taşıyan bir milyondan fazla forma satmıştır. Ayrıca, oyuncuların önemli maçlarda giydiği formaların koleksiyonluk ürünler olarak satıldığı bir pazar da oluşmuştur. Pelé’nin 1970 FIFA Dünya Kupası finalinde giydiği forma, 2002 yılında yapılan bir açık artırmada 150.000 sterlinin üzerinde bir fiyata alıcı bulmuştur.
2000 yılından itibaren, formaların tasarımında çeşitli yenilikler denenmiştir, ancak sonuçları değişiklik göstermiştir. 2002 yılında Kamerun milli takımının, Mali’de düzenlenen Afrika Kupası’nda kolsuz formalarla sahaya çıkması dikkat çekmişti. Ancak FIFA, bu tür giysilerin “forma” olarak kabul edilmediğini belirterek kullanımını yasaklamıştır. Üretici Puma AG, başlangıçta siyah “görünmez” kollar ekleyerek bu karara uyum sağlamış, ancak daha sonra takıma tek parça, atlet tipi üstler sağlamıştır. FIFA, takımın bu üstleri giymemesini talep etmiş, ancak bu karar dikkate alınmamıştır. Sonuç olarak Kamerun milli takımı, 2006 FIFA Dünya Kupası’na katılma sürecinde altı puan silinmiştir. Ancak bu karar, yapılan itirazlar sonucunda geri alınmıştır. İtalyan milli takımının üreticisi Kappa tarafından tasarlanan, vücuda oturan formalar daha başarılı olmuştur ve bu stil, diğer milli takımlar ve kulüpler tarafından da benimsenmiştir. Erkeklerin taktığı “snood” adı verilen boyunlukların kullanımı, 2011 yılında IFAB tarafından potansiyel tehlike oluşturduğu gerekçesiyle yasaklanmıştır. IFAB, 2007 yılında kadınların başörtüsü takmasını yasaklamış, ancak bu yasağın uygulanması 2012 yılında Ürdün Prensi Ali’nin baskısı sonucu askıya alınmış ve 2014 yılında tamamen kaldırılmıştır. Bu değişiklik, aynı zamanda Sikh erkeklerin türban takmasına da izin vermiştir. Fransa Futbol Federasyonu, Fransız görüşlerine uygun olarak başörtüsü yasağını sürdürmektedir ve bu yasak, 2023 yılında Conseil d’État tarafından da onaylanmıştır. Gareth Bale, 2016 yılında çorapların arka kısımlarına delikler açarak baldır kaslarının sıkışmasını hafifletme trendini başlatmış, ancak Kasım 2017’de bir hakem, Ezequiel Garay’ın çok fazla deliği olan çoraplarını değiştirmesini talep etmiştir.
